Güncel Bilgiler Forumu

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz

Mesajlar - dokuzharf

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 11
16

Kusma ve ishal her yaşta çocukta sık görülen yakınmalardır. Aynı anda başlayabilir veya kusmanın ardından ishal gelebilir. Kusma ve ishalin pek çok nedeni olabilir, ancak en sık kusma nedeni sindirim sistemine alınan bir virüs veya yenilen gıdalardır. İshal de en sık yenilen gıdalardan, enfeksiyondan veya antibiyotik alımından ortaya çıkar

17
Çocuk Sağlığı / Çocuklarda Lösemi
« : 21 Tem 2018 20:53 »

Lösemi, bağışıklık sistemimizin önemli bir parçası olan beyaz kan hücrelerinin ( alyuvarlar ) kontrolsüz çoğalması sonucunda oluşan bir çeşit kanserdir. Çocukluk çağında en sık görülen kanser türüdür. En çok görüldüğü yaşlar 2-8 yaşları arasıdır. Lösemide, kemik iliğinde çok sayıda anormal hücre kontrolsüzce çoğalır ve normal kan hücrelerinin yerini alır. Bu nedenle hasta, enfeksiyon ve kanamaya açık hale gelir. Kemik iliğinden başlayan lösemi, vücudun farklı yerlerine de yayılabilir. Çocukluk çağında en sık ALL ( Akut Lenfoblastik Lösemi ) denilen türü görülmektedir.

Löseminin Nedeni Nedir?
Löseminin nedeni kesin olarak bilinmiyor. Ancak, bazı risk faktörlerinden bahsedilebilir. Down sendromu gibi bazı kromozomal hastalıklar, genetik yatkınlıklar, bazı viral enfeksiyonlar, yüksek doz radyasyona maruz kalmak, benzen türü kimyasal maddelere maruz kalmak bu risk faktörleri arasındadır. Bu risklere sahip kişilerin tümünde lösemi görülmemektedir.

Son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda, gebelik sırasında sigara içen annelerin çocuklarında artmış lösemi sıklığı saptanmıştır.

Anne sütü almanın ise, çocuklarda lösemiden koruyucu etkisi olduğu düşünülmektedir.

Löseminin Belirtileri Nelerdir?
Soluk görünüm ( düşük kan değerlerine bağlı)
Ateş
İştahsızlık, halsizlik
Kilo kaybı
Kolay morarma ve kanama ( Burun kanaması, dişeti kanaması )
Gece terlemesi
Kemik ve eklem ağrıları
Düzelmeyen enfeksiyonlar
Karında şişlik ( Karaciğer ve dalak büyümesine bağlı )
Lenf bezelerinde büyüme ( boyun, koltukaltı, kasıkta olabilir )
Lösemi Nasıl Tedavi Edilir?
Çocukluk çağı lösemisi tedavi edilebilen bir hastalıktır. Hastalığın türüne göre bazı tedavi protokolleri uygulanmakta, uygun tedavi ve destekle iyi sonuçlar alınmaktadır.

Kemoterapi (ilaç tedavisi): İlaçlar hap şeklinde, iğne şeklinde olabilir veya damardan serum içinde verilebilir. Bu ilaçların etkisiyle kötü huylu hücreler yok edilmektedir.

Radyoterapi (ışın tedavisi)

Kemik iliği nakli: Nadiren bazı hastalarda gerekebilmektedir.

Kaynak: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nilüfer Toprakçı

18
Kulak Burun Boğaz / Hapşırma faydalı mıdır?
« : 21 Tem 2018 20:53 »

Üst solunum yolunda yer alan tüycüklerin hareketi, vücutta akciğerlerin sağlığı açısından oldukça önemlidir. Burundaki bu tüycükler havayla birlikte gelen zararlı maddeleri tutar, hapşırma refleksinin meydana gelmesini sağlar ve mukus ile beraber akciğerlere gitmesine engel olup, çok önemli bir koruma görevini üstlenir. Vücuda zarar vermesi olası maddelerin, akciğerlerde olan havayla beraber dışarıya atılması, kişiye büyük fayda sağlar. Bu yüzden hapşırabilmek için eski dönemlerde enfiye olarak tanımlanan karabiber gibi bitkisel tozlar buruna çekilmiştir. Hapşırma sırasında, beyin ve kalp damarları genişler, gözyaşı ve sinüs kanalları açılır, bu sayede akciğerlerden normal olarak atamadığımız ölü havayı dışarıya atmış olursunuz.

19
Kulak Burun Boğaz / Neden ve nasıl hapşırırız?
« : 21 Tem 2018 20:52 »

Vücuda her gün milyonlarca mikroorganizma genellikle solunan hava ile girmesine rağmen, sıkça hasta olmamak önemli bir durumdur. Solunan hava ile burundan giren mikroplar, tozlarla beraber burada olan silya denilen tüycüklere takılır. Bunlardan kurtulanlar burnun içini döşeyen epitelden salgılanmış olan antibakteriyal mukus salgısıyla denetlenir. Koku moleküllerinin sinir hücreleri tarafından algılanması ise, mukusun kalınlığının 0,06 mm. Kadar olmasıyla alakalıdır. Mukus tabakası bundan kalın olsaydı kokuları algılamak daha zor olacaktı, daha ince olması halinde ise savunma sistemi zayıflayıp, koku tüycükleri kolay bir şekilde tahrip olacaktı. Bunun dışında muhteviyatı ve yoğunluğuyla bu salgı, hava içinde bulunan yabancı partikülleri filtre etmekte ve havanın tam kıvama gelecek şekilde nemlendirmektedir.

Bu noktadan geçen zararlı etkenler tehlikeli olacağından, vücutta hapşırma denilen alarm devreye girer ve mikropları saf dışı bırakır. Hapşırma eylemi, üst solunum yollarının en önemli savunma mekanizmasıdır. Burunda olan sinir hücreleri uyarılınca sinyaller beyne ulaşmakta ve hapşırma refleksi meydana gelmektedir. Bunun neticesinde mukus bezleri uyarılmakta, mukus salgılanıp, kılcal damarlar genişlemektedir. Bu aşamada burunda bir kaşıntı ya da karıncalanma hissedilir. Beyinden gelen uyarıyla birlikte baş, boyun ve karın kasları uyarılır, ses tellerinin olduğu kısım kapanır ve akciğerlerdeki hava basıncı artar. Ardından aniden açılarak, hava yüksek bir sesle dışarı verilir, burun ve solunum yolunda olan yabancı maddeler de dışarıya atılır. Hapşırmayla görevli sinirler, gözle de irtibatlı olduğu için hapşırmada genellikle gözyaşı salgılanır ve bu sırada gözler elde olmadan kapanır.

Kış döneminde grip, nezle ve bronşit gibi rahatsızlıkların dışında, burun polipleri, polenler, tozlar, parfüm, hayvan tüyleri ve birden ışığa bakma gibi etkenler, hapşırmaya neden olabilir. Bazı kişiler değişik etkenlere karşı hassas oldukları için, daha çok etkilenerek hapşırır. Bazıları ise, belirli dönemlerde hapşırmaya yatkın olurlar. Erkeklerin genellikle kadınlardan, beyazların ise zencilerden daha çok hapşırdıkları bilinir. İnsanların yaklaşık beşte biri karanlıkta giderken, parlak bir ışığa baktığı zaman hapşırır. Işığın aniden yansıması yüzünden, gözbebekleri küçülmekte ve gözyaşı salgısı artmaktadır. Bu salgının gözyaşı kanalı ve burun boşluğunun üst bölümüne ulaşması, burun içinde olan mukoza dokusunu uyarır ve hapşırmayı tetikler. Soğuk algınlığında burun mukozası, daha hassas olduğu için hapşırma hızla tetiklenmekte ve olmaktadır.

Hapşırma eylemi vücudun doğal işleyişinin oldukça farklı bir durumudur. Burunda mukoz bağın parçalanmasına yetebilecek güçteki havanın hareketlenmesine neden olan hapşırma ve öksürme sonucunda daml****lar oluşur. Bu aşamada ağızdan çıkan hava ve içinde bulunan partiküllerin çıkış hızı yaklaşık olarak 150 km/saat kadardır.


20
Kulak Burun Boğaz / Burun Polipleri
« : 21 Tem 2018 20:52 »

Polip kelimesi (Latince) çok ayaklı anlamına gelir ve Hipokrat (M.Ö.: 460-370-Tıbbın Babası olarak anılır), bu terimi ilk kullanan kişidir. Polip adı verilen burun etlerinin nasıl oluştuğu ya da ideal tedavisinin nasıl olacağı, KBB alanında ilgi çekici, tartışılan konulardan biridir. Kronik ya da tekrarlayan sinüzit’ler arasında tedavisi daha zor olan grup’dur. Tartışılmakta olan teorileri ile bağımsız bir hastalık olarak da düşünülmektedir.

Yaklaşık olarak 4000 -5000 yıldır bilinen bir rahatsızlıktır (M.Ö. 5000 yıllarında Hindistan’da biliniyordu).

Burun tıkanıklığı, koku kaybı polipli hastalarda en belirgin şikayetlerdir. Nedenleri arasında; Genetik faktörler (kalıtsal), anatomik bozukluklar, mukozaya ait rahatsızlıklar, genel vücut sistemine ait rahatsızlıklar düşünülmektedir.

Polip oluşumunu burun mukozasında başlatan mekanizma ise tam olarak bilinmemekle birlikte, bazı teoriler öne sürülmektedir (epitel yırtılma teorisi, bakteri superantijen teorisi, mantar teorisi vb.).

Polip’li burun mukozasında belirgin kronik iltihap ve ödem bulunmaktadır. Dış görüntüsü şeffaf, pembe-kırmızı renkte ya da daha katı şekilde olabilen içi sıvı dolu etlerdir. Bazen burun dışına bile çıkabilir (hamile Anne adaylarında da büyümüş polipler görülebilir). Görüntüdeki değişikliğin farklı polip oluşma nedenlerinden kaynaklandığı ve tedavi şekli, başarısının da buna göre değişebileceği düşünülmektedir. Alerjisi olan veya olmayan hastalarda da polip görülebilir. Polipler astım şikayetlerini arttırırlar. Tedavisi ise, hem üst hem de alt solunum yollarını (astım vb.) belirgin olarak rahatlatır.

Çocuklarda da poliplere rastlıyoruz. Bazı çocuklarda doğuştan olan genetik hastalıklar (kistik fibroz, kartagener sendromu, aspirin intoleransı vb.) vardır ve grup hastalarda alt solunum yollarında belirgin rahatsızlıklar vardır, polipler de yaygın ve iki taraflıdır, aspirin duyarlılığı da bu çocuklarda bulunuyor ise, ilacın alınması astım atağını başlatabilir.

Tedavi: İlaç tedavisi ile birlikte cerrahi tedavidir (endoskopik sinüs cerrahisi).

21
Kulak Burun Boğaz / Uykuda Nefes Kesilmesi Tedavisi
« : 21 Tem 2018 20:52 »

Uykuda nefes kesilmesi oldukça ciddi sonuçlar doğurabilecek bir durumdur. Uykuda nefes kesilmesi ile birlikte horlamanında olması halinde yapılacak olan tedavisyi ancak uyku labaratuarlarında yapılacak tetkikler ile tedavi belirlenebilir. Bu tedavi gerektiren durumu daha iyi anlatabilmek için bir kap ve kabın içindeki malzemeler örneğini vermek daha iyi anlatılmasını sağlayabilir. Şöyleki; Kap ve içindeki malzeme arasında ki rahatlığı sağlayabilmek için ya kap genişletilir ya da kap içine konacak malzemeler azaltılır. Bu sebeple horlama ve apne tedavilerinde genellikle cerrahi tedavilere başvurulur.

Bu tarz cerrahi müdahalelerde ufak dilin bir kısmı ya da damağın yumuşak kısmının çıkarılması ya da ve ya hepsi birlikte bademciklerde alınmaltadır. Ayrıca bu cerrahi müdahale sırasında boğaz kısmında bir gerdirme operasyonuda yapılarak hem bu kısımda yer alan dokuların titremesi önlenir hem de hava yolu daha da genişletilir. Bu ameliyat sonrası bir hafta boyunca boğaz ağrıları bir kaç ay boyunca da sanki boğazda yabancı bir madde varmış hissi hisedilmektedir. Kanama oldukça nadir görülen bir durumdur.

Dil köküne uygulanan cerrahi müdahalede ise prolen maddesinden yaılan bir ip yardımı ile dil kökü alt çeneye bağlanmaktadır. Bu şekilde ki müdahalenin amacı dil kökünü öne çekerek hava yolunu genişletmektir. Basit bir cerrahi müdahale olması sebebi ile operasyon sonrası yutkunma da konuşma da ve ya diğer dil hareketlerinde herhangbir sorun ile karşılaşılmamaktadır. Dil kökü ameliyatı ile diğer ameliyatlar birleştirildiğinde başarı oranı önemli derecede artmaktadır.

Hasta kişinin durumuna göre iki ve ya üç seviyeli ameliyatlar tercih edilmelidir. Seviyelerden kasıt burun, damak ve dil kökü kastedilmektedir. Bazı ender durumlarda yüz yapısında ki kemiklerden ileri gelen bir sebep tespit edilebilir. Bu durum ise ancak ileri seviyede bir cerrahi müdahale ile gerçekleşebilir. Dil kökünde ki fazlalık ise ancak boyun bölgesinden yapılacak olan bir yaklaşım ile yapılacak bir operasyon ile düzeltilebilir. Bu operasyonda dil kökündeki yumuşak dokular çıkarılır.

22
Kulak Burun Boğaz / Kulak Zarı Gerilmesi
« : 21 Tem 2018 20:52 »

Ağrı, kulak zarının delinmesi ve huzursuzluk belirtileri ile kendini gösterebilen orta kulak iltihabı, çocuklarda işitme kaybına kadar yol açabilen ciddi tablolara neden olabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Kulak, Burun, Boğaz (KBB) Bölümü'nden Op. Dr. Deniz Kaya, yaptığı açıklamayla çocuklarda orta kulak iltihabının tedavisi hakkında bilgi verdi.

Orta kulak iltihabının, çocuklarda üst solunum yolları şikayetlerinden sonra en sık görülen enfeksiyonlar olduğunu belirten Kaya, hastalığın genellikle 3 şekilde görüldüğünü dile getirdi. Kaya, "Birincisi, oldukça şiddetli seyreden ve çocuklarda en sık görülen tip olan 'akut orta kulak iltihabı'dır. Diğeri 'seröz otit' adı verilen, halk arasında 'kulak nezlesi' olarak bilinen, daha çok işitme kaybı ile kendini gösteren durumdur. Üçüncü form ise çocuklarda nadir görülen kulak zarı deliğiyle seyreden, uzun süren kronik orta kulak iltihabıdır" ifadelerini kullandı.


Orta kulak isminin, kulak zarının gerisinde içi hava dolu boşluğa verilen addan geldiğini anımsatan Kaya, şunları kaydetti:

"Orta kulakta ses iletimini sağlayan kemikçikler bulunur. 'Östaki borusu' denilen bir kanalla orta kulak geniz ile bağlantılıdır. Bu kanal, orta kulağın basınç dengesini sağlamaktadır. Orta kulak iltihabının gelişiminde önemli rolü vardır. Orta kulağa hava girişini sağlayan östaki borusu çocuklarda daha kısa ve yatay konumdadır. Bu yüzden çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında mikroplar genizden kulağa daha kolay bir şekilde ulaşıp enfeksiyona yol açabilmektedirler."




"Akıntıya bağlı kulakta kötü koku hissedilebilir" Kaya, çocuklarda orta kulak enfeksiyonunu tetikleyen faktörleri ise anne sütünün erken kesilmesi veya erken yaşta ek gıdalara başlanması, biberonla beslenme, yatay pozisyonda beslenme, erken yaşta kreşe başlanılması, evde sigara içilmesi, büyük bir geniz eti olması, alerjik bünye gibi durumlar olarak sıraladı. Orta kulak iltihabında en sık görülen belirtinin ağrı olduğunu anlatan Kaya, "Ağrı orta kulaktaki iltihabi sıvının birikmesine bağlı kulak zarının gerilmesi ile ortaya çıkar. İltihabi sıvı çok arttığında bazen kulak zarı delinerek kulakta akıntıya yol açmaktadır. Akıntıyla beraber ağrı azalır. Akıntı genellikle sarı-yeşil renkte bazen kanlı olmaktadır. Akıntıya bağlı kulakta kötü koku hissedilebilir. Orta kulak iltihapları iki taraflı olduğunda büyük çocuklarda fark edildikten sonra tedaviyle düzelebilen geçici işitme kayıplarına yol açabilmektedir" bilgisini verdi. Uzun süren enfeksiyonlarda "timpanometri" denilen orta kulak basınç testi ve "odyometri" adlı işitme testi kullanılabildiğini aktaran Kaya, bir çocuğun sık orta kulak iltihabı geçirmesi durumunda öncelikle enfeksiyonun ortaya çıkışını kolaylaştıran risk faktörlerinin uzaklaştırılması gerektiğini kaydetti.


Kaya, anne babalara şu uyarılarda bulundu: "Yani biberon ve emzik kullanımına son verilmeli, beslenme dik pozisyonda yapılmalı, pasif sigara içimi ortadan kaldırılmalı, varsa alerjik problemler ve büyük geniz eti tedavi edilmelidir. Enfeksiyonun tedavisinde genellikle doktorun tercih edeceği antibiyotiklerin kullanılması gerekmektedir. Antibiyotikler dışında orta kulakta ve östaki borusundaki ödemi azaltıcı ilaçlar kullanılır. Ağrılar için ağrı kesici şuruplar verilir. Kulak zarı delinmişse yani kulak akıntısı ortaya çıkmışsa antibiyotikli kulak damlaları tedaviye eklenir.

23

Armut
Armut tek başına tüketildiğinde dahi hafif şiddetli ağız kokularını gidermekte oldukça etkilidir. Armut içeriği ile zengin minareli ve vitaminlerinin yanında etkin olan posası ve suyu sayesinde ağız kokusunu mideden itibaren bastırmakta ve diş eti bakterilerini temizlemektedir. Mevsiminde her gün sabah ve akşam yenilen armutla ağız kokusundan kurtulmak mümkün.

Elma
Ağız kokusu ile mücadelede oldukça etkili olan elmalardan günde bir adet yiyerek ağız içerisindeki bakterileri yok edebilirsiniz. Elma diş ve diş etlerini temizleyerek ağız kokusunu gidermektedir. Elma suyunu tarçın ile karıştırıp ayrıca içebilirsiniz, tarçının hoş kokusu da ağız kokusunu bastıracaktır.



Çilek
Çilek C vitamini deposu olup asitli yapısı ile diş eti hastalıklarına ve ağız kokusuna oldukça iyi gelmektedir. Çileği ezip posasını bolca çiğneyerek ağız kokusundan kurtulabilirsiniz.



Kavun
Kavun güzel kokusu ile ünlü bir meyvedir ve bu sayede kötü ağız kokusu ile başa çıkmakta oldukça etkilidir. Kavun kokusunu ağız kokusunu kısa sürede bastırdığı gibi mideden gelen kötü kokulara da baskın çıkmaktadır.

Havuç
Lifli yapısı ile oldukça fazla su içeriği olan havuçları rendeleyip günlük tüketebilirsiniz. Havucun kendi öz kokusu ağız kokusunu bastıracaktır.

Limon
Bir limon dilimini emebilir veya kabuklarını kemirebilirsiniz. Limon asidik içeriği ile bakterileri yok edecek ve daha kötü kokuların yerini narenciye kokusu alacaktır.

Maydanoz otu
Yemeklerde birkaç dal maydanoz tüketerek nefesinizi tazeleyebilirsiniz Demir içeriği zengin olan maydanoz kötü bakteri kokularının yerine daha hoş maydanoz kokusunu hâkim kılacaktır. Ayrıca maydanozu ezip sulu şekilde gargarasını yapabilirsiniz.

24
Ağız ve Diş sağlığı / Diş Teli Çeşitleri
« : 21 Tem 2018 20:51 »

Ortodentik diğer ismi ile diş teli, dişlerde oluşan bozuklukların düzeltilmesinde kullanılan en etkili yöntemdir. Özellikle alt çene çıkıklıkları, çarpık olan dişler ve ayrık dişlerde kullanılmaktadır. Her bir rahatsızlık için farklı şekillerde diş telleri bulunmaktadır.

Diş Teli Çeşitleri

Metal Diş Telleri
Diş telleri bozuk diş yapısını düzgünleştiren ve kötü görüntüyü ortadan kaldırarak özgüveninizi yerine getiren yardımcı aparatlardır. En fazla kullanılan çeşidi ise metal diş telleridir, metal diş telleri gümüş ve çelik alaşımlar ile üretildiğinden paslanma yapmaz.

Seramik Diş Telleri
Metal diş tellerine oranla daha küçük yapıda olan seramik diş telleri diş rengine oldukça yakındır. Diş tellerinden rahatsız olanlar ve dikkat çekmekten hoşlanmayanlar için ideal bir seçimdir. Ergen çocuklarda ve çalışan insanlarda özellikle tercih edilen bu teller, karşılıklı konuşmalarda dahi çok dikkat çekmezler. Metalik diş tellerine oranla daha doğal göründüğü için tercih edilen seramik diş telleri, bilgisayardan modelleme ile yapılır.

Hangi Diş Teli Çeşidini Tercih Etmek Gerekir?
Seramik diş telleri metal diş tellerine oranla bir tık daha pahalıdır. Hem kullanım rahatlığı sunar hem de görünüm açısından kişiyi hiç rahatsız etmez. Son zamanlarda birçok insanın tercih ettiği yöntem seramik diş telleridir.

25

Ağız temizliği ve diş bakımı denilince ilk akla gelen diş fırçasıdır. Diş fırçaları dişlerin bakımında ve temizlenmesinde önemli rol oynar. Bu nedenle diş fırçaları da daimi olarak temizlenmeli ve belirli aralıklarda değiştirilmelidir.

Diş Fırçası Nasıl Temizlenir?


Diş fırçası temizlemek için yapılan hatalardan biride bulaşık makinesine atarak temizleme çabasıdır. Diş fırçaları hiçbir şekilde makineye atılmaz.
Dişlerinizi fırçaladıktan sonra güzel bir şekilde yıkayın diş fırçalarının aralarında kalan diş macununun arındığından emin olun.
Diş fırçanızı temizledikten sonra dik bir şekilde bırakın.
Diş fırçanızı saran kılıflar, tozdan diş fırçalarını korusa da, uzmanlar bu koruyucuların nemi içeride hapis ettiğini düşünerek kullanılmasını önermiyorlar.
Nemli kalan diş fırçası mantar ve bakteri üreteceğinden kurumasını sağlamalısınız. Nemli kalan fırça tekrar ağza temas ettiğinde sağlık sorunları oluşturabilir.
Diş fırçanız 2 – 3 diş fırçası ile aynı alanda bulunuyorsa diş fırçalarının birbirlerine temas etmediğinden emin olmalısınız.
Dişlerini günde 2 kez fırçalıyorsanız sabah ayrı akşam ayrı diş fırçası ile fırçalamalısınız. Bu sayede 24 saatte diş fırçanız tam anlamı ile kurumuş olacaktır.
Diş fırçalarınızı herhangi bir kimyasal maddeye değdirmeyin. Deterjan ve çamaşır suyu gibi kimyasallar diş fırçanın içine hapis olarak dişlere zarar verir.
Diş fırçalarının normalde kullanım süresi 3 aydır. Fakat günümüzde çok insan 3 ayda bir fırça değişimi yapıyor. 3 ayda 1 diş fırçanızı değiştirmiyorsanız temizliğine ekstra önem vermelisiniz.

26

Ağız kokusu zaman, zaman herkesin yaşadığı sosyal itici bir durumdur. Toplumda hoş karşılanmayan ağız kokusu ikili ilişkilerde oldukça sorun teşkil ederken bazı evliliklerin bitmesine neden olabilir. Sürekli ağız kokusu yaşayan kişiler öz güvenlerini kaybederek sosyal açıdan kendilerini soyutlarlar.

Ağız Kokusunun Nedenleri Nelerdir?


Çürümüş besin gibi koku oluşturan ağız kokusu nedenleri;
Diş etinde oluşan problemler,
Mide rahatsızlıkları bulunan kişilerde,
Diş yapısında bozukluk bulunanlarda,
Dişlerinde çürük ve iltihap sorunu olanlarda,
Ağız ve diş bakımının yeterli seviyede yapılmamasında,
Ağız kuruluğu problemi olanlarda,
Sinüslerinde sorun olanlarda,
Karaciğer ve akciğerdeki problemlerde,
Şeker, diyabet rahatsızlıklarında
Ağız içinde iltihap sonrası bakterilerin oluşmasında ağız içinde koku sorunu yaşanır.
Dilin temizlenmemesi ve dilin üzerinde biriken artıklar ağız kokusu oluşturur.
Uzun süre çekilen açlık ağız kokusu yapar.
Bir takım yenilen besinler ağızda kötü bir kokunun oluşmasına neden olur.
Çay, kahve ve nescafeyi çok sık tüketen kişilerde ağız kokusu oluşur.
Baharatlı yiyeceklerin aşırı tüketilmesi ağız kokusuna neden olabilmektedir.

Ağız Kokusu Nasıl Tedavi Edilir?
Ağız kokusu problemi olan kişiler düzenli olarak gargara yapmalıdır. Düzenli yapılan gargara ağızdaki kokunun önlenmesini sağlar.
Dil fırçalarını kullanarak ağız kokusunu önleyebilirsiniz. Dişlerle birlikte dilde fırçalandığında ağız kokusu riski yarı yarıya azaltılmış olur.
Çok sık ağız kokusundan şikayet ediyorsanız içtiğiniz kahve ve çay oranını sınırlandırmalısınız. Günde 1 bardak içerek ağız kokusu riskini azaltabilirsiniz.
Suyu az tüketen kişilerin ağız kokusu daha fazla olur. Günde 2 litre su tüketerek tükürük bezlerinizi hareketlendirip ağız kokusunu giderebilirsiniz.
Ağız kokusunda etkili olan maydanozu gün içinde bir tutam çiğneyerek önleyebilirsiniz.
Ağız kokusu yukarıda maddeleri uyguladığınız halde hala devam ediyorsa mutlaka bir mide uzmanına görünüp tedavi olmalısınız.
Sakız çiğnemek de tükürük bezlerinizi aktif olarak çalıştırdığından ağız kokusunun önlenmesinde etkilidir.
Ağız bakımında dil ve dişler fırçalandıktan sonra diş ipi kullanarak diş aralarında kalan son artıklar temizlenmelidir.

Ağız Kokusunu Gidermek İçin Doğal Yöntemler
Evde kolaylıkla uygulayabileceğiniz doğal yöntemler sayesinde ağız kokusu şikayetiniz den kurtulabilirsiniz. Ağız içinde oluşan bakteri, artık ve mikropların temizlenmesinde etkili olan bitkisel yöntemler ağız kokusunun önlenmesinde size yardımcı olacaktır.

27
Ağız ve Diş sağlığı / Aft Tedavisi
« : 21 Tem 2018 20:50 »

Aft (Ağız yaraları ); ağız içinde çıkan ve acılı bir süreçten meydana gelen ağız hastalığıdır. Aft’ nin önüne geçmek çoğu zaman mümkün olmaz. Fakat Aft bitkisel tedavi ve doğal tedavi yöntemleri ile bir nebze azaltılabilir.

Bitkisel Aft Tedavisi Yöntemleri


Aft Tedavisi ( Böğürtlen)
1 avuç böğürtlen yaprağı
3 su bardağı su
3 su bardağı suyun içine; böğürtlen yaprakları ilave edilir. Suyun içinde kaynatılmaya konulur. Kaynadıktan sonra, ocaktan alınarak süzülür. Elde edilen su ile; ağzınıza gargara yapabilirsiniz. Böğürtlen yaprağı aft için tedavi edicidir.

Aft Tedavisi (Kızılcık)
1 avuç kızılcık
2 su bardağı su
Kızılcıklar ve su birbirine karıştırılır. Kullanılacak kızılcıkların çekirdeklerinin önceden çıkarılması gerekir. Su ve kızılcıklar kaynatılır. Kaynatıldıktan sonra süzülür. Elde edilen kızılcık suyu; her gün gargara yapmak için kullanılır.



Aft Tedavisi (şap ve bal)
2 tatlı kaşığı bal
1 tatlı kaşığı şap
1 tatlı kaşığı şap; toz hale gelene kadar ezilir. Daha sonra 2 tatlı kaşığı bal ile karıştırılır. Aft görülen yerlere sürülerek 10 dakika bekletilir. Daha sonra ağız içi çalkalanarak yıkanır.



Karbonatla Aft Tedavisi
1 çay bardağı su
1 çay kaşığı karbonat
Su ve karbonat birbirinin içinde homojen hale gelene kadar karıştırılır. Bu su ile birlikte; ağza gargara yapılır. Günde 2 kere uygulanabilecek gargara; ağız içi yaraları için oldukça tedavi edicidir.

Ağız Yaraları ( AFT) için Çözüm Önerileri
– Düzenli olarak maydanoz yerseniz; ağız içindeki yaralarınız bir süre sonra azalacaktır.
– Bir adet limonu sıkarak; limon suyu ile gargara yapmak; aft’li bölgenin iyileşmesini sağlayacaktır. Limon bölgeyi yakarak iyileştirir.
– Elma sirkesi ve nar ekşisi de; aftler için oldukça uygun bir tedavi yöntemidir. Fakat kullandığınız ürünlerin hakiki ürünler olmasına dikkat etmelisiniz.
– Hindistan cevizi yağını; aftlerin bulunduğu bölgelere uygulayabilirsiniz. Hindistan cevizi yağı; yaraların iyileşmesini hızlandıracaktır.
– Ağız yarasının olduğu yerlere; nane yağı kullanmakta iyi gelir. Nane yağından çok az alarak; aftnin üzerine sürebilirsiniz. Günde 2 kez uygularsanız daha kolay sonuç alabilirsiniz.

28
Beynin etrafındaki hipofiz bezinin ön lobundan çok yüksek miktarlarda büyüme hormonu salgılanmasına bağlı olarak gelişen hastalığa akromegali adı verilmektedir. Büyüme süreci daha tamamlanmamışken, kemiklerin uzaması son bulmadan erken dönemlerde oluşum meydana gelirse, gigantizm denen dev bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Mevcut durum büyüme dönemi tamamlandıktan sonra ortaya çıkarsa, kemiklerdeki büyümenin son bulmuş olması sebebiyle el ve ayaklarda genişleme, burunda ve çenede aşırı büyüklük ve sesin kalınlaşması oldukça fazla görülen bir durumdur.

Akromegalinin belirtileri:

Hastalığın belirtileri, ellerde ve ayaklarda meydana gelen büyüme ve şişlik sebebiyle ele takılmakta olan yüzüklerin dar gelmeye başlaması, giyilen ayakkabıların zamanla ayaklara olmaması şeklinde olabilmektedir. Kişinin yüzünde kaba görüntü oluşması, burunda ve dilde büyümelerin meydana gelmesi de belirtilerindendir. Bunların dışında sıklıkla görülen bir diğer belirti de ciltte kalınlaşma ve aşırı derecede terleme yaşanmasıdır. Kişide hipofiz adenomunun baskı yapmasıyla görme ile ilgili bozukluklar da görülmektedir. Kişide horlama olabilmekte, kadınlarda adet düzensizliği yapabilmekte, erkeklerde de cinsel bazı sorunların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.


29
Beyin Cerrahisi / Hiperkinezi (hiperaktivite)
« : 21 Tem 2018 20:49 »

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU (HİPERKİNETİK BOZUKLUK)
Ruhsal ve Davranışsal Bozuklukların Sınıflandırılması ICD-10’da da belirtildiği üzere “Hiperkinetik bozukluklar erken gelişimsel dönemde ortaya çıkarlar (genellikle yaşamın ilk 5 yılında). Bu bozuklukların başlıca özellikleri bilişsel düzeyde katılım gerektiren etkinliklerde sebat göstermemenin yanı sıra dağınık, iyi düzenlenmemiş, ya da yoğun bir etkinliği tamamlamama ve hatta hiçbir etkinliği tamamlamaksızın bir diğerine yönelme eğilimidir. Bu sorunlar genellikle okul yılları boyunca ve hatta yetişkinlik döneminde da devam eder; ancak, bu durumdan etkilenen birey etkinlik ve dikkat açısından aşamalı bir ilerleme gösterebilir” (World Health Organization, 1992, s.206).
Bu durumdan etkilenen öğrenciler şunları deneyimleyebilirler: Görevleri ve ödevleri zamanında bitirmede zorluk, düşünceyi bir noktada toplamada yetersizlik (konsantre olamama), hareketlilik sebebiyle eksik bilgi edinme ya da odağı kaybetme, zaman planlamasında zorluk, kolayca dikkatinin dağılabilir olması ve sırasının kendisine gelmesini beklemede zorluk (Kennedy ve ark., 2008).

NASIL DESTEKLEMELİ?
Aşağıdaki uyarlamalar Derrington (tarihsiz), Kennedy ve arkadaşları (2008) ve Richard (1995) tarafından önerilmiştir.

SINAVLAR
• Ayrı bir derslikte sınav almasını sağlayınız. Öğrencinin sınavla ilgili herhangi bir güncellemeyi anlayabildiğinden ve diğer öğrenciler gibi soru sorabildiğinden emin olunuz.
• Ek süre veriniz.
• Bilgisayar kullanımına izin veriniz.
• Uygun olduğu durumda, hesap makinası kullanımına izin verebilirsiniz.
• Dikkat dağıtıcı unsurları olabildiğince engelleyiniz.
• Çoktan seçmeli sorular yerine kısa cevaplı sınavlar gibi alternatif sınav formatlarına ihtiyaç duyulabilir.

DERSLER
• Birden çok duyuya hitap eden bir öğretim stili kullanınız.
• Ses tonunuzu ve konuşma hızınızı çeşitlendiriniz.
• Sıklıkla göz kontağı kurunuz.
• Önemli bilgileri vurgulayınız.

ÖDEVLER VE SINIF İÇİ ÇALIŞMALAR
• Uygulanabilir olduğu durumda, uzun dönemli projeler yerine sık ve kısa dönemli ödevler veriniz.

30
Beyin Cerrahisi / Menenjit Belirtileri Nelerdir?
« : 21 Tem 2018 20:49 »

Menenjit, beyin ve omuriliği saran koruyucu zarların (meninksler) bakteri, virüs ve diğer mikroorganizmalar nedeniyle iltihaplanması sonucu görülen bir hastalıktır. İltihap beyne çok yakın bir bölgede gerçekleştiği için ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir ve hayati risk yaratabilir.



Bakteriyel menenjit yakın temasta bulunan insanlar arasında bulaşıcı olabilir.

Virüs yoluyla oluşan menenjit ise bakteriyel menenjitten daha hafif belirtilerle görülür ve çoğu hasta 5-14 gün içinde tamamen iyileşebilmektedir.

Mantar ve diğer mikroorganizmalar yoluyla oluşan menenjit diğer menenjit türlerine oranla oldukça nadirdir ve bu tip menenjit çeşitli hastalıklar nedeniyle bağışıklık sistemi zayıflayan kişilerde görülür.

Menenjit Nedenleri ve Belirtileri
Menenjite neden olan bakteri ve virüsler vücuda girdikten sonra kan yoluyla vücut geneline yayılır. Enfeksiyon boğaz veya akciğerler gibi vücudun tek bir noktasında başladıktan sonra kan yoluyla diğer dokulara yayılır.

Normalde beyin zarı kandaki virüs ve bakterileri filtreleyerek beyni bu tür istilacılara karşı korur. Ancak bazı insanlarda enfeksiyon bu bariyeri geçerek beyne kadar ulaşır ve beyni ve omuriliği kaplayan zarda iltihaplanmaya yol açar. Menenjitin başlıca nedeni çeşitli bakteri ve virüslerdir.

Bakteriyel Menenjit
Bakteriyel menenjit dünya genelinde uygulanan ve Türkiye’de de aşı takvimine alınan menenjit aşısıyla büyük oranda önlenebilmektedir. Ancak iyi bilinen ve aşının etkili olduğu bakteri türleri dışında kalan bazı diğer bakteri türlerinin de menenjite yol açabileceği unutulmamalıdır.

Menenjite neden olan bakteriler vücut dışındaki ortama çok uzun süre dayanamadıkları için bulaşma oranları azdır. Fakat hastayla uzun süreli yakın temasta olan kişilere geçebilirler. Bu bakteriler genellikle hapşırma, öksürme, öpüşme, kişisel eşyaların ortak kullanımıyla bulaşır.



Neisseria Meningitidis Bakterisi: Menenjite neden olan “neisseria meningitidis” bakterisi genellikle “meningokok bakteri” olarak adlandırılır. Bu bakteri A, B, C, W, X, Y ve Z olarak alt gruplara ayrılır. C grubu meningokok bakterisi için aşı bulunmaktadır.

Ayrıca 4’lü aşıyla A, C, W ve Y gruplarına karşı koruma sağlanabilmektedir. B grubu bakteri için aşı çalışmaları Avrupa’da tamamlanmış ve gerekli onaylar alınmıştır. Ancak bu aşının üretim süreci henüz başlamamıştır.

Çoğu insan, özellikle 25 yaşın üzerindeki yetişkinlerin bağışıklık sistemi meningokok bakterisine karşı koruma sağlar bu nedenle hastalığın bulaşarak yayılma oranı oldukça düşüktür. Ancak az olmakla birlikte gençlerin bir arada ve yakın temasta bulunduğu üniversite kampüslerinde, askeri kışlalarda, öğrenci yurtlarında menenjit salgınları meydana gelebilmektedir.

Streptococcus pneumoniae Bakterisi: Pnömokok bakteri olarak adlandırılan bu bakteri genellikle bağışıklık sistemleri bu bakteriye karşı henüz tam olarak gelişmemiş olan bebek ve çocuklarda görülen menenjitin başlıca nedenidir. Pnömokok bakteri meningokok bakterisine oranla daha çabuk yayılır ancak bu bakterinin neden olduğu iltihaplanma genel olarak diğer bakteri türlerine göre daha hafiftir.

Bekteriyel Menenjit Belirtileri
Bakteriyel menenjit viral menenjitten daha ciddi bir durumdur. Belirtiler genellikle aniden başlar ve hızla şiddetlenir. En çok bebeklerde ve 5 yaş altı çocuklarda görülen bakteriyel menenjit tedavisi için vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna veya acile gitmelisiniz.

Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 11