Güncel Bilgiler Forumu

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz

Mesajlar - dokuzharf

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 ... 11
46
Plastik Cerrahi / Karın Germe Ameliyatı
« : 21 Tem 2018 20:44 »

Abdominoplasti Ameliyatından Yarar Görecek Kişiler Kimlerdir ? Diyet ve egzersize cevap vermeyen karın derisi sarkıklığı olan fakat vücut kontürleri düzgün olan kadın ve erkekler bu ameliyat için adaydır. Bu ameliyat özellikle birkaç kez doğum yapmış, karın bölgesi derisinde çatlaklar oluşmuş ve sarkmış, ve karın kasları zayıflamış kadınlarda son derece faydalıdır. Kilo vermeye niyetli hastaların bu ameliyatı ertelemesi gereklidir. Doğum yapmaya niyeti olan hanımların da bu ameliyatı doğum sonrasına ertelemesinde yarar vardır. Bir abdominoplasti ameliyatı görünüşünüzü ve kendinize olan güveninizi arttıracaktır, ancak, tümüyle ideal bir görünüme kavuşmanızı veya tedavi gerektiren diğer sorunlarınızı ortadan kaldırmayı sağlamayacaktır. Ameliyata karar vermeden önce, beklentileriniz konusunda iyi düşünmeniz ve bunları cerrahınızla tartışmanız gerekir.


Ameliyat Öncesi Ameliyata Hazırlanma Nasıldır?


Bu dönemde cerrahınızın sizden bazı talepleri olacaktır. Özellikle eğer sigara içiyorsanız buna ameliyattan 4 hafta önce ve 2 hafta sonrasına kadar ara vermelisiniz. Bu dönemde güneşte fazla kalmamalısınız. Eğer kullanıyorsanız E vitamini ve aspirine ara veriniz ve ameliyat öncesi ağır diyet rejimlerinden kaçınınız. Soğuk algınlığı yada başka bir enfeksiyon, operasyonunun ertelenmesine sebep olabilir.


Karın Germe (Abdominoplasti) Ameliyatı Nedir?


* TAM KARIN GERME AMELİYATI (ABDOMİNOPLASTİ)
* KISMİ KARIN GERME AMELİYATI (MİNİ-ABDOMİNOPLASTİ)

Abdominoplasti orta ve alt karın bölgesinde mevcut fazla yağ ve sarkık haldeki cilt dokusunun alındığı ve karın kaslarının gerilerek sağlamlaştırıldığı bir cerrahi girişimdir, bir şişmanlık tedavisi değildir. Şişman kişiler bu ameliyattan önce kaybedebilecekleri miktarda kilo vermelidirler. Bu ameliyat ile şişman göbek ve karın görünümü dramatik bir şekilde düzelir;ancak ameliyata bağlı iz kalıcıdır. Abdominoplasti için plastik cerrahlar tarafından kullanılan pek çok teknik vardır. Abdominoplasti, vücut kontürü düzeltilmesine (estetik meme ameliyatları,liposuction vb) yönelik ameliyatlar veya diğer bazı ameliyatlarla ( rahim,yumurtalık ameliyatları vb) beraber de yapılabilir. Bir abdominoplasti ameliyatı düşünüyorsanız bu yazı size bilgi verecektir,tüm sorularınızın yanıtlarını burada bulamayabilisiniz.


Ameliyat Nerede Yapılır ?


Tam veya kısmi abdominoplasti ameliyatları hastane şartlarında yapılır.


Ameliyat Planlanması Nasıl Yapılır?


İlk muayenenizde cerrahınız genel sağlık durumunuz,karın bölgesindeki yağ miktarı ve dağılımı, karın cildinin sarkıklığı ve fazlalığı ve deri kalitesini öğrenecektir. Bu muayene sırasında; geçirdiğiniz hastalıklar,halen mevcut sağlık problemleriniz ( şeker hastalığı vb) , alışkanlıklarınız (sigara, içki vb) ve kullandığınız ilaçlar (aspirin, sakinleştirici vb) hakkında doktora doğru ve ayrıntılı bilgi vermelisiniz. Bu muayene sırasında doktorunuza söylemeniz gereken diğer bir konu, bu ameliyatı neden istediğiniz ve bu ameliyattan neler beklediğiniz ile ilgilidir. Bu konuyu açıklıkla tartışmaktan kaçınmayın. Siz beklentileriniz ve muayene bulgularınız sonucu, tek başına veya liposuction ile birlikte tam veya kısmi abdominoplati için uygun bir hasta olabilirsiniz veya sadece liposuction sizin için yeterlidir. Bu muayene sırasında anestazi tipi, kaç gün hastahanede kalacağınız ve ameliyat sonrası karşılaşabileceğiniz olası sorunlar tartışılmalıdır.


Anestezi Tipi Nedir?


Ülkemizdeki cerrahların çoğu bu ameliyat için genel anesteziyi tercih eder. Bazıları ise ağrı kesici ve sakinleştirici ilaçlarla birlikte lokal anesteziyi kullanır.


Ameliyat İşlemi Nasıldır?


Tam abdominoplasti, ameliyatın genişliğine bağlı olarak 2-5 saat, kısmi abdominoplasti 1-2 saat sürebilir. Sıklıkla bir kalçadan karşı kalçaya uzanan, ancak mayo içine gizlenebilen bir kesi hattı ve göbek çevresine yuvarlak ikinci bir kesi yapılması gerekir. Kısmi abdominoplastide kesi hattı daha kısadır ve göbek yeri değiştirilmeyebilir. Ameliyat sırasında karın derisi, kasıklardan itibaren kaburga kemikleri hizasına kadar altındaki kaslardanserbestleştirilir. Karın kaslarında bir zayıflık veya fıtık varsa, burası takviye edilir, fazla deri kesilerek vücuttan uzaklaştırılır. Mini-abdominoplastide yapılan bu işlemler daha sınırlıdır. Operasyon bittikten sonra yara tercihe göre ya metal klempler ya tek ya da gizli (intradermik) dikiş ile kapatılır ve pansumanlar ile örtülür. Bölgede toplanacak fazla sıvıyı emmek için dren adı verilen bir yada iki tüp deri altına yerleştirilebilir.


Ameliyat Sonrası Neler Yapılır?


İlk birkaç gün karın bölgesinde şişlik ve ağrı kesiciler ile kontrol altına alınabilen ağrı olabilir. Drenler ortalama 1-3 gün, dikişler 1-3 hafta sonra alınır. Ortalama 1-3 gün hastanede kalmanız gereklidir. Kendinizi eskisi gibi hissetmeniz birkaç ay alabilir. İşinize 2-4 hafta sonra dönebilirsiniz. Yara izi ilk 3-6 ay kötüye gidermiş gibi görülebilir ama bu normaldir, izlerin düzleşmesi ve solması 9 ay ila 1 yıl alabilir. Tamamen yok olmamasına rağmen iz bu bikini altına dahi kolayca saklanabilir. Kısmi veya tam abdominoplasti işlemleri karın kaslarında zayıflık veya seri sarkıklığı olan hastalar için mükemmel sonuç yaratır. Hastaların çoğunda,düzenli egzersiz ve diyetle mükemmel sonuç yıllarca korunabilir.

Alternatif Tedaviler Nelerdir?

Vakum eşliğinde yağ alınması eğer iyi kalitede gergin bir cilt ve sınırlı yağ birikimi varsa ve karın duvarı sağlamsa, normal ağırlıktaki kişilerde alternatif olarak düşünülebilir. Total vücut yağının azalmasında diyet ve egzersiz programları da etkili olabilir, ancak deri sarkıklığına etkili olmaz. Riskler ve muhtemel komplikasyonlar diye adlandırılan, ameliyat sonrası beklenmeyen ancak olası olaylar alternatif tedavilerde de ameliyatın risklerini taşır.

Abdominoplastinin Riskleri Nelerdir?
Her yıl yüzlerce abdominoplasti ameliyatı yapılmaktadır. Vücut kontürü düzeltme konusunda da uzmanlaşmış bir plastik cerrah tarafından bu ameliyat yapıldığı takdirde sonuç genellikle tatmin edicidir. Her cerrahi işlemin belli miktarda riski mevcuttur ve önemli olan sizin abdominoplasti ile ilgili olanları anlamanızdır. Kişinin cerrahi işlemi kabul etmesinde ameliyatın risk ve faydalarının karşılaştırılması esastır. Pek çok kadın yada erkek aşağıdaki komplikasyonlar ile karşılaşmasa bile, siz, plastik cerrahınızla riskleri, muhtemel komplikasyonları ve sonuçlarını, anladığınıza emin olana kadar tartışın. İyi ameliyat öncesi inceleme ve değerlendirme, uygun hastane şartlarında plastik cerrah tarafından gerçekleştirilen bu ameliyatın enfeksiyon ve kanama gibi komplikasyonları nadirdir. Enfeksiyon antibiyotik ve abse oluşmuşsa apsenin boşaltılması ile tedavi edilir fakat hastanede yatma süresini uzatabilir. Yara iyileşmesinde gecikme veya kötü yara iyileşmesi görülebilir ve yara iziyle sonuçlanabilir. Bu şartlarda ikinci bir ameliyat gerekebilir. Sigara içenlerde cilt kaybı ve yara iyileşmesinde komplikasyonlara daha sık rastlanır.


Uzun Dönem Etkileri Nedir?


Yaşlanmaya, gebeliğe ve kilo alıp vermeye bağlı olarak ameliyat bölgesi dışında vücut kontürü değişiklikleri gelişebilir.
Tatmin Edici Olmayan Sonuçlar Nelerdir?
Geçirdiğiniz cerrahi işlemin sonuçları ile ilgili olarak nadiren hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Bu tip sonuçları düzeltmek için ek cerrahi girişim gerekebilir. Bu bilgiler sizin için tam anlamı ile yeterli olmayabilir. Cerrahınız ile karşılıklı konuşarak tüm ayrıntılar hakkında bilgi sahibi olunuz.

47

Vücudumuzda hayati öneme sahip birçok sıvı salgılanır. Bunlardan biri de gözyaşıdır. 98.2'si su olan gözyaşı içinde farklı oranlarda farklı maddeler bulunan çok özel bir sıvıdır. Geri kalan kısımda kan plazmasıyla aynı oranda üre ve plazmadakinden daha az oranda glikoz tuzlar ve organik maddeler bulunur. Gözyaşının bu muhteşem bileşimi sağlıklı bir görüş için tahmin edilemeyecek kadar önemlidir.

Bazı kişiler tarafından yalnızca tuzlu bir su olduğu zannedilen gözyaşı göz için nasıl bir koruma sağlar?

Sağlıklı net bir görüş için neden gözyaşına ihtiyaç vardır?

Gözyaşı daha az üretildiğinde gözde hangi rahatsızlıklar oluşur?

Gözyaşının Görevleri Nelerdir?

Gözyaşı bileşenlerinin varlığı iyi ve net bir görüş için şarttır. Bileşenlerin miktarında ya da yapısındaki ufak bir farklılık olduğunda göz kolaylıkla mikrop kapabilir ya da gözümüz net görme özelliğini yitirebilir. Gözyaşının görevleri 4 ana başlık şeklinde verilebilir:

Göz yüzeyini nemlendirmek ve kuruluğun vereceği hasarı engellemek


Mikroskobik olarak pürüzsüz olamayan göz yüzeyini pürüzsüz optik bir yüzey yapmak

Gözün kornea bölümüne ihtiyaç duyduğu oksijen ve diğer besinleri sağlamak


Gözü bakterilerden ve enfeksiyonlardan korumak.

3 Farklı Katman… 3 Farklı İşlev…

Çok kompleks bir yapıda olan gözyaşını oluşturan bileşenler 3 katman oluşturacak şekilde gruplanmıştır:

1. Yağ Katmanı: Gözyaşının en üstte yer alan katmanıdır. Bu sayede hemen altında bulunan sıvı katmanın buharlaşarak fonksiyonunu yitirmesini ve gözyaşının alt göz kapağından akıp gitmesini engeller. Yağ salgılayan bezlerin bulunduğu katman çok ince olmasına karşın gözyaşının dışarı akmasını ve buharlaşmasını başarıyla engellemektedir.

2. Sıvı Katman: Bu katman gözyaşının temel katmanıdır. Yağ tabakanın hemen altında; ortada yer alır. Üç katman arasında en kalın olanıdır. İçinde tuzları proteinleri ve lizozim adlı özel bir kimyasal maddeyi barındıran karmaşık bir yapısı vardır.

Sıvı katman gözün kornea tabakasını besleyen oksijeni taşır atık ürünleri korneadan uzaklaştırır korneada oluşabilecek enfeksiyonları engeller.

Algıladığımız görüntülerin normal olması için gözün kornea tabakasındaki su hacminin değişim göstermeden belirli bir oranda kalması şarttır. Eğer bu oran bozulursa kornea şişer ve formu bozulur. Sıvı katman ayrıca korneadaki bu su hacminin dengede kalarak görüntü kalitesinin yüksek olmasını sağlar.

3. Mukus Katmanı: Göz yüzeyinde bulunan konjonktiva adlı ince zardaki hücreler tarafından üretilir. Gözün hemen üzerinde yer alır gözyaşının en alttaki katmanıdır. Üzerinde yer aldığı epitel yüzeyi hidrofobiktir yani suyu sevmeyen iten bir yapısı vardır. Eğer sıvı katman ile bu katman yer değiştirmiş olsalardı mukus tabakası göz üzerinde duramayacak dolayısıyla bir işe yaramayacaktı. Bu katmanda gözün üzerinde durabilen musin adlı özel bir kimyasal madde bulunur. Gözyaşı bu madde ve mukus katman sayesinde yerçekimine karşı koyarak gözün önünde durmayı başarır.

Gözyaşının Üretilme Miktarı Neden Önemlidir?

Gözyaşı sadece korneayı kurumaktan kurtaracak ve göz küresinin yüzeyinin kayganlığını kaybettirmeyecek miktarda üretilir. Böylece göz hareket ettiğinde göz kapağının iç kısmı ile gözün üstü arasında sürtünmeden kaynaklanan bir rahatsızlık meydana gelmez.

Gözyaşını oluşturan bileşenlerin yeterli miktarda üretilmemesi ya da bir bileşenin eksik olması göz yüzeyi üzerinde kuru noktaların oluşmasına neden olur. Bu durumda da göz ile göz kapağı arasında sürekli bir sürtünme olur ve gözün her hareketi bizim için bir eziyet haline gelirdi. Örneğin gözyaşı kuruluğu olan hastalarda gözlerde sürekli bir yanma ve gözün içinin kum dolu olduğu hissi duyulur. Gözler batar kaşınır şişer kızarır ve hastalığın ileri aşamalarında hasta görme yeteneğini kaybedebilir. Göz bileşenlerinde bozukluk ya da eksiklik olanlar her 10–15 dakikada bir gözlerine yapay gözyaşı damlatmalıdırlar. Pek çok insan bu rahatsızlığı yaşar ve kısıtlı bir rahatlama sağlayan göz damlası ve ilaçlar için pek çok para harcar.


Evrim Teorisini Tümüyle Yıkan İndirgenemez Komplekslik Gerçeği

Bir göz damlasından çok daha üstün özelliklere sahip olan ve insan vücudunda üretilen gözyaşı öncelikle farklı kimyasal maddelerden oluşur ve bu maddeler hassas bir karışım oranı ile birleşirler. Bundan başka gözyaşıyla birlikte gözyaşını üreten salgı bezleri otomatik gözyaşı salgılanma ayarları ve boşaltım kanalları da vardır. Bunlar düşünüldüğünde gözyaşının tesadüfen meydana geldiğini ve yine tesadüfen göze yerleştiğini söylemek akıl ve mantık dışı bir iddiadır. Bu nedenle gözyaşının tesadüfen oluştuğunu iddia eden bilim adamları cevaplayamadıkları bazı sorularla karşı karşıya kalmışlardır:

İnsan vücudunda nasıl olup da göz için hem böyle kuvvetli bir temizleyici görevi görecek hem de göze en ufak bir zarar vermeyecek bir sıvı sentezlenmiştir?


Göz eğer aşama aşama gelişmişse bu ideal sıvı sözde tesadüfen oluşana kadar göz nasıl korunmuştur?


Gözyaşı olmadan gözün dış etkenlerden korunması ve doğal bakımının kendi kendine yapılması mümkün değildir. Böyle bir durumda da gözyaşına sahip olmayan bir göz evrimcilerin senaryolarında iddia ettiklerinin aksine tesadüfen gelişemeyecek bir süre sonra işlevini yitirecek ve bu organ asla kusursuz yapısına kavuşamayacaktı. Bu gerçekgözün indirgenemez kompleksliğinin en belirgin örneklerinden biridir.

Unutulmamalıdır ki; gözyaşı şimdiye kadar yaşamış olan ve şu anda dünya üzerinde yaşamakta olan bütün insanlarda vardır. Herkeste aynı özelliklere sahiptir. Açıktır ki gözün tek bir parçasının bile tesadüfen oluşması mümkün değildir. Gözü bir bütün olarak yaratan her insanda aynı özelliklerin var olmasını sağlayan üstün güç sahibi Allah'tır. Göz Allah'ın kusursuz yaratmasının tecellilerinden bir tanesidir. Allah’ın sonsuz yaratma ilmi Kuran’da şu şekilde haber verilmektedir:

“… O seni yarattı 'sana bir düzen içinde biçim verdi' ve seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib etti.” (İnfitar Suresi 7-8)

Gözyaşı Nasıl Dezenfekte Ediyor?

Çoğu insanın "yalnızca ağlandığında akan tuzlu su" zannettiği gözyaşı son derece özel bir sıvıdır. İlk görevi gözü mikroplara karşı korumaktır. İçinde bulunan "lizozim" enzimi birçok bakteri türünü parçalayabilme ve mikrop öldürme özelliğine sahiptir. Lizozim sayesinde göz enfeksiyonlardan korunur. Bu madde binaları mikroplardan temizlemek için kullanılan kuvvetli dezenfektanların içeriğindeki maddelerden bile daha etkilidir. Peki böylesine güçlü bir dezenfektan nasıl olur da göz gibi hassas bir organa hiçbir zarar vermez ve aksine mükemmel bir koruma yapar? Bu Allah'ın yaratışındaki üstün sanatın örneklerinden biridir. Gözyaşı gözün kimyasal yapısına en uygun şekilde yaratılmıştır. Yaratılışın her noktasında mevcut olan muhteşem uyum aynı şekilde göz ve gözyaşı için de geçerlidir.

48

Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. İ. Sefa Kaçar, “Göz kanlanması, üveit, enfeksiyon, romotalojik hastalıklar ve tiroit hastalığı gibi hastalıkların belirtisi olabilir” dedi.
Göz kanlanması hakkında bilgi veren Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. İ. Sefa Kaçar, bazı zamanlar göz yorgunluğu, klimalı, aşırı sıcak veya soğuk ortamlar ya da bilgisayar başında uzun süre çalışmak gibi nedenlerin tetiklediği göz kanlanmasının, gözün beyaz olan kısmındaki damarların genişlemesi sonucu oluştuğunu söyledi.
Çok ender olarak bu damarlarda olan çatlamaların kanlanmaya neden olduğunu vurgulayan Opr. Dr. İ. Sefa Kaçar, “Kanlanma tek bir gözde, sıklıkla da her iki gözde görülebilir. Ancak ‘önemsiz’ gördüğümüz göz kanlanması, üveit, göz tansiyonu, tiroit ve romatizma gibi ciddi hastalıkların habercisi olabilir” diye konuştu.
Özellikle tek gözde yaşanan kanlanmanın riskli olduğunu ifade eden Opr. Dr. Sefa Kaçar, şu bilgileri verdi: “Kanlanma genelde konjunktiva tabakasını da içeren bir tahrişe veya iltihabi sürece bağlıdır.
Göz kuruluğu, alerjik reaksiyonlar, mikrobik durumlar, yabancı cisimler, travma, ani çıkışlı göz tansiyonu, üveit olarak bilinen göz içi iltihabı, kirpik dibi iltihabı, güneşe ve ultraviyole ışıklara maruziyet, sistemik hastalıklar göz kanlanmasının nedenlerinden birkaçıdır.
Romatolojik hastalıklar ve tiroit hastalıklarında da gözlerde kanlanmalar görülebilir. Gözde kan oturmaları ise belli bir bölgede yerleşimli olup genelde vücut tansiyonun yüksekliğine, travmalara ve ıkınma- kuvvetli hapşırık- kusma gibi ani göğüs kafatası basıncı artışına bağlı olarak oluşur. Göz kanlanması ihmal edilmemeli, bir hekime başvurulup nedenleri araştırılmalı.”
Dr. Sefa Kaçar, göz kanlanmasının nedenlerini şöyle sıraladı:
“Konjunktivit, (bütün göz kanlanmalarının büyük bir bölümünün nedenidir). Tiroit hastalığı, romatolojik hastalıkları, gözyaşı kanalı tıkanıklığı, glokom (göz tansiyonu), fiziksel darbeler, alerjik durumlar, bağımlılık yapıcı(uyuşturucu madde, uçucu madde) maddeler, uykusuzluk, kullanılan ilaçların yan etkileri.”
Göz kanlanmalarının özellikle ağrı, sulanma ve görme kalitesinde azalmayla birlikte olduğu zaman acil durum teşkil ettiğini belirten ayın Kaçar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tedavi altta yatan nedene göre yapılır. Yabancı cisim varlığında cismin çıkartılması, ani göz tansiyonu varlığında tansiyonun düşürülmesi ve tedavisi, üveitlerde gerekli tedavinin yapılması ve sistemik rahatsızlıkların araştırılması, ultraviyole yanıklarında gözün uygun ilaçlar eşliğinde belirli süre kapatılması gerekir.
Göz kızarıklığına neden olan olay göze kimyasal bir sıvının veya gazın gelmesi ise ilk yapılacak olan iş saniyeler içerisinde gözün ve çevresinin bol suyla yıkanması sonrasında en yakın sağlık merkezine ulaşılması olacaktır. Kontakt lens kullanıcılarında olan kanlanma ve ağrılarda kontakt lens kullanımı kesilip en kısa zamanda göz muayenesi yapılmalıdır. Alerjik durumlarda güneş gözlüğü ve gölgelikli şapkaların kullanımı önerilir. Şiddetli alerjik reaksiyonları tedavisi kısa sürede başlanılmalıdır.”

49

Çocuklukta tedavi edilmeyen göz kaymaları yetişkinlikte de devam eder. Ancak bazı durumlar göz kayması şikayeti olmayan yetişkinlerde sonradan göz kaymasının oluşmasına neden olabilir. Yetişkinlerde sonradan gelişen şaşılık genellikle çift görme şikayetine yol açar. Erişkin dönemde görülen göz kaymalarının bazı nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

Çeşitli enfeksiyonlar
Çocukluktaki göz kayması tedavisinin yetersiz olması
Diyabet
Felç
Gıda zehirlenmesi
Göz ve kas hastalıkları
Göz yaralanmaları
Görme kaybı
Gözlük takılması gerektiği halde gözlük kullanmamak
Guillain-Barré sendromu
Kalp-damar hastalıkları
Herhangi bir göz hastalığı ya da yaralanma nedeniyle görme kaybı
Hipertansiyon
Kabuklu deniz hayvanı zehirlenmesi
Sinir felçleri
Tiroid hastalıkları
Travmatik beyin yaralanması
Tümörler

Göz Kaymasının Tedavisi

Bebeklerde ve küçük çocuklarda göz kaymasının erkenden fark edilmesi önemlidir. İleride oluşabilecek hem estetik hem de kusurlu görmeden kaynaklanacak sorunların önüne en iyi bu şekilde geçilebilir. İşte bu nedenle çocuğun gözü ile ilgili belirgin bir sorun olmasa bile hem doğumdan hemen sonraki hem de bebeklik dönemindeki göz kontrolleri aksatılmamalıdır.

Çocuklarda göz kayması tedavisi, gözün kayma nedenine göre, görme bozuklukları için gözlük, göz tembelliği varsa sorunsuz gözün kapama bandı ile kapatılması veya ameliyat yöntemleri ile yapılabilir. Ameliyat, en çok başvurulan göz kayması tedavilerinin başında gelir.

Yetişkinlerde ameliyatın yanı sıra gözlük, enjeksiyon ve göz egzersizleri de tedavi seçenekleri arasındadır.

50

Gözler aynı hizada sıralanmadığında, kaymayan ya da daha az kayan göz hakimiyet kazanır. Kaymayan gözün görme gücü normaldir çünkü bu göz ve bu gözün beyinle bağlantısı olması gerektiği gibi normal şekilde işlemektedir. Daha zayıf olan, kayan göz ise doğru bir şekilde odaklanamaz ve beyinle olan bağlantısı da düzgün şekilde oluşmaz.

Eğer göz kayması tedavi edilmezse, beyin eninde sonunda kayan gözden gelen görüntüyü bastıracak ya da yok sayacaktır. Bunun sonucunda tıp dilinde ‘ambliyopi‘ denilen göz tembelliği ya da kalıcı görme kaybı ortaya çıkacaktır. Göz tembelliği gözün detaylara odaklanamaması, görüş gücünün azalmasıdır. Tedavi edilmeyen göz kayması sadece iyi görmeyi engellemez, derinlik algısının ya da üç boyutlu görme kabiliyetinin de olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Yalnız bazı çocuklarda ilk önce göz tembelliği ortaya çıkar ve göz kayması da bu göz tembelliği yüzünden oluşur.
Göz Kayması Nedenleri

Göz kayması doğuştan olabilir ya da çocukta sonradan ortaya çıkabilir. Çoğu vak’ada göz kaymasının nedeni bilinmez. Öte yandan ailede göz kayması görülüyorsa, göz kayması açısından bu ailelerdeki çocuklar daha büyük bir risk altındadır.

Her bir gözün çevresinde altı farklı kas bir takım olarak çalışır ve böylelikle her iki göz birden aynı nesneye odaklanabilir. Göz kayması olan bir kişide bu kaslar birlikte çalışmıyor demektir. Sonuç olarak bir göz bir nesneye bakarken, diğer göz farklı bir yöne döner ve başka bir nesneye odaklanır.

Gözlerin farklı nesnelere odaklanması sonucu beyne her bir gözden farklı bir resim gitmiş olur. Bu durum elbette beyinde karışıklık yaratır. Çocuklarda beyin, daha zayıf olan, sorunlu olan gözden gelen görüntüyü yok saymayı öğrenebilir. Ancak beynin bu yöntemi görme sorunun hallolduğu anlamına gelmez. Aksine kalıcı olabilecek görme kusurlarına kapı açılmış olur.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi göz kaymasının nedeni çoğu kez belirsizdir. Şaşılık görülen çocukların yarısından fazlasında problem doğar doğmaz ya da doğumdan çok kısa bir süre sonra fark edilir. Aile geçmişinde şaşılık varsa, ailesel yatkınlık nedeniyle yeni doğacak bebekte göz kayması riski de artar. Bu tip göz kaymalarına ‘konjenital strabismus ‘ yani ‘doğumsal şaşılık‘ adı verilir. Çoğu kez sorun göz kaslarının gücüyle değil, bu kasların kontrolü ile ilgilidir.

Çocuklarda göz kayması ile ilişkilendirilen diğer bazı durumlar ve hastalıklar şunlardır:

Apert sendromu (kafatası-organ gelişiminde kusur olması)
Ateşli hastalıklar
Bebeklik döneminde göze yakın gül lekeleri (hemanjiomlar)
Bebeklik körlüğü
Beyin felci
Beyinde su toplanması (hidrosefali)
Doğumsal kızamıkçık sendromu
Down sendromu
Görme bozuklukları (miyop, hipermetrop, astigmat)
Göz kasları anomalileri
Katarakt
Kazalar, yaralanma ve kafa travmaları
İnkontinentia pigmenti sendromu
Noonan sendromu
Prader-Willi sendromu
Problemli hamilelik veya problemli doğum
Retina kanseri
Travmatik beyin yaralanması
Trizomi 18 (Edwards sendromu)

51

Her gün sağlık açısından yeni bir faydası keşfedilen kahvenin göz için de yararlı olabileceği ortaya çıktı.

ABD'deki Cornell Üniversitesi'nden bilim adamlarının fareler üzerinde yaptığı araştırma, kahvede büyük oranda bulunan klorojenik asit adlı maddenin görme yeteneğindeki azalmayı önlendiğini ortaya koydu.

Araştırma, saf kahvede yüzde 7-9 oranında bulunan antioksidan özelliğine sahip bu maddenin ayrıca, glokom, yaşlanma ve diyabet sonucu retinada meydana gelen bozulmaya bağlı oluşan körlüklere de mani olabileceğini gösterdi.

Araştırmada farelerin gözlerine oksidatif stres ve retinada bozulmaya yol açan serbest radikallerin oluşmasına neden olan nitrik oksit maddesi uygulayan bilim adamları, bu durumun retinada bozulmaya neden olduğunu gözlemledi. Ancak, bu işlemden önce gözlerine klorojenik asit uygulanan farelerin retinalarındaysa hasar meydana gelmediği belirlendi.

Klorojenik asit ve buna bağlı ara ürünlerin insan sindirim sisteminde özümsendiğinin bilindiğini belirten araştırmacılar, kahve içmenin, bu maddenin kan retina bariyeri adlı tabakaya geçmesini kolaylaştırdığının kanıtlanması yönünde çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Araştırmacılar, kahve içmenin klorojenik asitin doğrudan retinayı iletilmesinde etkili olduğunun kanıtlanması halinde doktorların retinadaki hasarı önlemek için hastalarına uygun şekilde kahve hazırlamalarını tavsiye edebileceklerine dikkati çekti.

Profesör Chang Y. Lee başkanlığında yapılan araştırma, Journal of Agricultural and Food Chemistry adlı bilimsel dergi ve Cornell Üniversitesi'nin internet sayfasında bilim dünyasına tanıtıldı.

Göz küresinin iç yüzeyini kaplayan, ince, yarı saydam bir zar olan retina, içinde ışığa duyarlı milyonlarca hücre ve görsel bilgiyi alma ve düzenleme işlevi gören diğer sinir hücrelerini barındıran gözdeki hayati öneme sahip bir tabaka . Retinanın, metabolik olarak son derece faal dokulara sahip olması nedeniyle yüksek seviyelerde oksijene ihtiyaç duyması, bu zardaki serbest radikaller ve antioksidan savunma hatları arasındaki dengenin bozulması olarak tanımlanan oksidatif strese yol açıyor. Retinanın oksijensiz kalması ve serbest radikallerin üretilmesi doku hasarı ve görme kaybının başlıca nedenlerini oluşturuyor.

Vücuttaki hücreleri parçalayarak hücresel düzeyde büyük değişimlere ve zararlara yol açan saldırgan moleküler yapılara, serbest radikaller adı veriliyor. Antioksidanlarsa vücutta, yıpranmaya bağlı olarak ortaya çıkan yaşlanma, saçların ağarması, kemiklerin sararması, derinin buruşması, kalp rahatsızlıklarının ortaya çıkması gibi zarar verici etkileri olan serbest radikallere karşı vücuttaki ilk savunma hattını oluşturması nedeniyle sağlık açısından büyük önem taşıyor.

52
Göz Hastalıkları / Göz Seyirmesi Nedir ?
« : 21 Tem 2018 20:42 »

Göz seyirmesi göz kapağinin kendi kendine istemsiz bir haldir kendi kendine titresmesi durumudur ve bu titreme durumu göz kirpma olayından bağımsız ve farklıdır.

Göz seyirmesinin nedenleri nelerdir ve hangilerdir;

Göz seyirmesinin en önemli 3 nedeni vardır bunlar:

1. yorgunluk-uykusuzluk,

2. stres ve

3. kafeindir.

Ayrıca bu 3 neden haricinde bilgisayar kullanimi ve parlak isiklar da uyarici olabilir.

Göz seymrimesi tedavi yöntemleri,göz seyirmesi tedavi, yolları:

Hastalarimizin uyku ve dinlenme saatlerine dikkat etmesi, stresli yasamdan uzak durmasi, bilgisayar kullanimini azaltmasi, evlerinde yumusak ve parlak olmayan aydinlatmalar kullanmasi ve kahveyi kesmesi onlara yardimci olabilir. Ayrica geceleri goz kapagina nemlendirici surup hafif hafif kapak cildini yuz kemigine dogru bastirarak masaj yapmalari da faydali olabilir.

Tüm bu konuları uygulamadınız ve halen göz seyirmesi devam ediyor ise

1. ciddi göz seyirmesi devam ederse ve gittikce siddetlenirse.

2. yüzün diger bölümlerinde kasılmalar da birlikte olursa.

3. o gözde şişlik, kızarıklık veya çapaklanma varsa.

4. seyirme göz kırpıştirma yani gözu tamamen kapatan bir şekil alirsa,.

5. göz kapağında düşüklük olursa, mutlaka göz doktoruna başvurmalari gerekir.

53
Dahiliye / Akciğer Kanseri
« : 21 Tem 2018 20:42 »

TEMEL BİLGİLER
TANIMLAMA
• Sık görülen akciğer kanserleri iki geniş
gruba ayrılabilir:
1-Küçük hücreli dışı kanser: skuamöz hücreli kanser, (en sık); adenokarsinoma ve large
cell karsinoma
2-Küçük Hücreli kanser
• Diğer akciğer habis tümörleri i çok sayıda fakat nadirdir (lenfoma: blastoma. sarkom.vs).
Görülme sıkılığı: Her yıl 175.000 yeni vaka ,100.000 70 kişi.
Yaş: 50-70 yaş
Cinsiyet: Erkek > Kadın

BELİRTİ VE BULGULAR
• Öksürük
• Nefes darlığı
• Kanlı balgam
• Egzersiz kısıtlaması
• Göğüs ağrısı
• Ses kısıklığı
• Hırıltılı solunum
• Kol/omuz ağrısı
• Yutma güçlüğü
• Kemik ağrısı
• Kilo kaybı
• Kansızlık

NEDENLERİ
• Sigara (% 90 dan daha fazla)
• Asbeste maruz kalma
• Halojen eterler
• İnorganik arsenik
• Radyoizotoplar
• Hava kirliliği
• Diğer metaller

TANI

LABORATUAR
• Tam kan sayımı
• Sodyum,potasyum,kalsiyum ve karaciğer enzim anormalliklerini araştırmak gerekir.
• Pıhtılaşma faktörleri ve testleri yapılmalıdır.

ÖZEL TESTLER
• Elektrokardiogram
• Solunum fonksiyon testleri
• Egzersiz testi
• Stres talyum veya Persantin sintig raf ileri

GÖRÜNTÜLEME
•Akciğer grafisi,Göğüs bilgisayarlı tomografisi, perfüzyon
sintigrafisi
•Başka organlara atladığı düşünülüyorsa,Batın ve Beyin tomografisi,Kemil sintigrafisi

TANI İŞLEMLERİ
• Fiberoptik bronkoskopi(Bronş içinde ucunda kamera olan bir borula girip inceleme gerekirse biyopsi yapmak)
• ince iğne aspirasyon biopsisi.(Göğüs kafesinden iğneyle girip Akciğerdeki tümörden parça alınması işlemi)
• lenf düğümü biopsisi, gereğinde.

TEDAVİ
• Küçük Hücreli Akciğer Kanserine Işın tedavisi ve kemoterapi yapılır.
• Küçük Hücre Dışı Akciğer kanserinde önce hastalığın evrelemesi ve yayılma durumu tespit edilir.Daha sonra cerrahi tedavi ve/veya ışın-kemoterapi yapılır.
• İmmunoterapi
• Gereğinde ağrı tedavisi

HASTANIN İZLENMESİ
Cerrahi olarak tümörün çıkarılabildiği vakalarda,
• ilk sene 3 ayda bir
• ikinci sene 6 ayda bir
• Üçüncü ile beşinci sene arası yılda bir izleme yapılır.

Cerrahi olarak tümörün çıkarılamadığı vakalarda,
• rahatlatma amacıyla için gerektiği kadar izleme yapılır.

ÖNLEM/KAÇINMA
• Sigaranın bırakılması
• Asbestden kaçınma


BEKLENEN GELİŞME VE PROGNOZ
• Evre I. skvamöz/ adeno/ large celi kanserlerde, cerrahi sonrası 5 yıllık sağkalım % 50
• Evre II, skuamöz kanser için cerrahi sonrası 5 yıllık sağkalım % 33 (evre II-B cerrahi sonrası 5 yıllık sağkalım % 15) ve adeno / large celi için % 20
• Not: Cerrahi öncesi evreleme tam kesin olmadığı için 5 yıllık sağkalımi rakamları daha düşüktür.
• Eğer Tümör cerrahi olarak çıkarılamıyorsa , prognoz kötü olup ortalama % yıllık sağ kalım 8-14 aydır.
Akciger kanserleri sik rastlanan ve önemli bir hastalik midir?

Tüm dünyada erkeklerde ve ayni zamanda dünyanin bir çok ülkesinde kadinlarda en sik rastlanan kanser türüdür. Bir çok kanser türünde giderek azalma söz konusu iken akciger kanserine rastlanma sikligi maalesef giderek artmaktadir. Tüm dünyada erkek ve kadinlarda halen en öldürücü kanser türüdür. Genel ölüm nedenleri arasinda dünyada ikinci sirada yer almaktadir.

Akciger Kanserinin sebebi nedir?

En iyi bilinen neden sigara içilmesidir. Bazi mesleklerde çalisma, hava kirliligi, radyasyon, genetik faktörler, beslenme aliskanliklari gibi adi geçen diger nedenlerin hiç birisi sigara ile mukayese edilecek kadar önemli degildir.

Ak toprak kanser yapar mi?

Ülkemizin bazi yörelerinde bulunan ak toprak, gök toprak olarak bilinen asbest veya zeolit içeren toprakla temas akciger kanseri yapmaktadir. Duvar sivama ve yer döseme amaçli kullanilan ve bebeklerin altina konan bu topragin bulundugu alanlarda yasayanlarda akciger ve akcigeri örten zardan köken alan kanserlere çok sik rastlanmaktadir.

Akciger kanseri bir meslek hastaligi midir?

Evet. Bazen akciger kanseri bir meslek hastaligi seklinde ortaya çikar. Örnegin radyolog hekimler ve diger radyasyonla çalisanlarda ve asbest sanayiinde çalisanlarda akciger kanserleri çok daha fazladir. Asbest bir ses ve isi yalitim maddesi olarak sanayide kullanilmaktadir. Bu is kollarinda (fren ve balata üretimi, gemi ve uçak sanayii, asbestli tugla ve yapi malzemeleri üretimi gibi...) çalisanlarda akciger kanserleri bir meslek riski olarak ortaya çikmaktadir.

Akciger kanserinin sigaradan oldugu kesin midir?

Kuskusuz. Sigara ile akciger kanseri arasindaki sebep-sonuç iliskisi dogru orantilidir. Bir kisi sigaraya ne kadar erken yasta baslarsa, günde ne kadar çok sayida ve ne kadar uzun süre sigara içerse, içtigi sigaradan ne kadar derin dumani içine çekerse akciger kanseri olma riski o kadar fazladir.

Sigara içmeyen akciger kanseri olmaz mi?

Olabilir. Ancak bu, çok daha az rastlanir bir durumdur. Oysa, sigara içen bir kisinin akciger kanseri olma riski içmeyene göre 13 ile 22 kat daha fazladir.

Akciger kanserlerinin hepsi sigaradan mi olusmaktadir?

Akciger kanserlerinin %95' inde sebep sigaradir.

Önlenebilir kanser ne demektir?

Bazi hastaliklarin -örnegin genetik hastaliklar gibi- nedenleri çok iyi bilinmez yada, bilinse bile bunlardan kaçinmak olasi degildir. Oysa diger bazi hastaliklar degistirilebilir çevresel faktörlerle -mikroorganizmalar, beslenme aliskanliklari, is ve çalisma kosullari, hava kirliligi gibi- iliskilidir. Bu faktörler kontrol altina alinabilir ve degistirilebilirse hastalik önlenebilmektedir.

Akciger kanseri olmamak için ne yapmaliyim?

Akciger kanserleri sigarayla ortaya çiktigindan önlenebilir kanser türü olarak kabul edilmektedir. Sigara kullanmamakla bir kisi akciger kanseri olma olasiligini çok büyük ölçüde ortadan kaldirmis olmaktadir.

Akciger kanseri irsi midir?

Ailede akciger kanseri öyküsünün olmasi sigara içmemek için en önemli nedenlerden birisidir. Çünkü akciger kanserinin ortaya çikisinda genetik faktörler de rol oynamaktadir. Amcanizin, babanizin, kardesinizin akciger kanserine yakalanmis olmasi eger sigara içiyorsaniz sizin için bir erken uyaridir. Bu uyariyi dikkate almazsaniz sizin yakinlariniz da sizin yasadiginiz türden bir aciya hazirlikli olmalidirlar.

Hiç bir sikayetim yok. Yine de korkmali miyim?

Saglikla ilgili her hangi bir yakinmanizin olmamasi çok güzel. Ancak, bu yaniltici olabilir. Bazen hastalik uzun süre kendini belli etmeden ilerleyebilmektedir. Sigara içiyorsaniz korkmalisiniz! Gerçekten sizi rahatlatacak bir sözü söyleyebilecek durumda degiliz.

Üç yil sigara içip biraktim. Kanser olma ihtimalim ne kadar?

Sigaranin kanser yapici etkisi uzun yillar kullanildiktan sonra kendini göstermektedir. Sigara içen bir kisi sigarayi kaç yil içerse içsin biraktiktan sonra akciger kanseri olma riski giderek düsmekte ve 5-10 yil içerisinde hiç içmeyenlerle ayni oranda risk tasir duruma gelmektedir.

Akciger kanserinin belirtileri nelerdir?

Tüm kanserlerde oldugu gibi kilo kaybi, halsizlik, istahsizlik yaninda; öksürük, balgam çikarma, kan tükürme, gögüs agrisi, nefes darligi, hiriltili solunum gibi akcigerlerle iliskili yakinmalar olabilir. Bunlara bazen kanserin diger organ ve dokulara yayilmasina bagli olarak vücudun degisik alanlarinda agrilar, yutma güçlügü, bas agrisi, görme, denge bilinç bozukluklari vs gibi bir çok farkli sikayetler eklenebilir.

Bunlarin hepsinin birlikte olmasi gerekli midir?

Hayir. Bazen hiçbirisi bulunmayabilir veya bir ikisi bulunabilir. Bazen de bu yakinmalar vardir ancak, hasta akciger kanseri degildir. Bu belirtilerin hiç biri kansere özgül degildir.

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Eger uzun yillar sigara içiyorsaniz, yasiniz 40' in üzerindeyse ve yukaridaki yakinmalarin biri veya bir kaçi mevcut ise hekime basvurmaniz ve akciger kanseri bakimindan degerlendirilmeniz önerilir.

Akciger kanseri nasil teshis edilir?

Yukarida bahsedilen belirtilere sahip bir kisinin öncelikle gögüs röntgeninin çekilmesi ve balgam incelemesinin yapilmasi ilk adimdir. Bunu bronkoskopi ve bilgisayarli tomografiler vd tetkikler izler.

Bronkoskopi nedir?

Agiz veya burundan ince ve bükülebilir, isikli hortum veya rijit borularla (!) akcigerlerimize kadar girilip solunum yollarimizin içten gözlenerek muayenesidir.

Bronkoskopi ne ise yarar?

Solunum yollarinda yerlesmis hastaliklarin teshisi ve tedavisi için kullanilan bir yöntemdir. Hastaligin dogrudan görülebilmesine, hasta alandan biyopsi vb islemlerin yapilarak teshis konulmasina yarar.

Bronkoskopi sadece akciger kanserlerinin teshisinde mi kullanilir?

Hayir. Solunum sistemini tutan ve bilhassa solunum yollarinda yerlesen bir çok hastaligin teshisinde rutin olarak kullanilmaktadir.

Bronkoskopinin tehlikesi yok mu?

Hayatimiz boyunca attigimiz her adimin, yaptigimiz her isin bir riski vardir. Trafige çikmanin, uçaga binmenin, yüzmenin ve daha yapageldigimiz nice isin tasidigi risk bronkoskopinin risklerinden az degildir. Bronkoskopi ve bilhassa bükülebilir cihazlarla yapilan bronkoskopi güvenli muayene yöntemlerinden birisidir. Dikkatli çalisildigi sürece ciddi bir sorunla karsilasma olasiligi son derece düsüktür.

Bronkoskopi sirasinda çok aci çekilir mi?

Bronkoskopi öncesinde hastaya anestezi uygulanir. Yani agri, öksürük, bulanti hislerinin uyanmasina mani olmak üzere solunum yolu boyunca geçici süre uyusma saglayan bir ilaç nefes yoluyla hastaya verilir. Bu islem usulüne uygun olarak yapilirsa hasta agri, aci çekmeden bronkoskopi yapilabilir.

Akciger kanseri bir kaç çesit midir?
Akciger kanserleri farkli hücre tiplerine göre gruplandirilir. Her türün seyri, tedaviye cevabi, farklidir. Tedavi planlanirken kanserin türü de bilinmelidir. Hastaligin agirligi da türüne göre farklilik gösterebilir.

Bronkoskopi yapilan kisilerde bazen sonradan kanser çikiyor mus?

Böyle bir sey asla dogru degildir. Bronkoskopi yapilan kisilerin bir kisminda zaten kanseri teshis için bu islem yapilmaktadir. Dolayisiyla bronkoskopi yapilan kisilerin bazisina kanser teshisi konmasi bronkoskopi yapildigindan degildir. Bilakis, kanser oldugu düsünüldügünden bronkoskopi yapilmistir.

Akciger kanseri teshisi konan hastaya ne yapilmalidir?

Öncelikle kanser oldugu mutlaka biyopsi ile kesinlestirilmelidir. Sadece muayene veya röntgenlerine bakarak kanser teshisi konamaz. Bunu takiben, kanser tipi belirlenmelidir. Bundan sonra ise kanserin büyüklügü, yerlesim yeri, yayildigi diger bölgeler arastirilmaldir. Bu islemlere evreleme diyoruz. Son olarak hastanin direnci, günlük yasamini devam ettirirken sahip oldugu performans tayin edilip, hasta ile konusarak tedavi karari verilmelidir.

Parça almadan tedaviye baslansa olmaz mi?

Bazi hastalar parça alinmasina (biyopsi) pek sicak bakmiyorlar. Oysa, bu yapilmadan kanser tedavisine baslanamaz. Kanser tedavisinde kullanilacak yöntemler ve ilaçlar hastaya bir çok bakimdan riskler getirecektir. Bu riskleri üstlenmesi için öncelikle kanser teshisinden ve tipinden emin olmak gerekir. Rastgele kanser tedavisi olmaz.

Parça alininca kanser yayilir mi?

Usulüne uygun sekilde, deneyimli eller tarafindan yapildigi sürece böyle bir tehlike söz konusu degildir.

Akciger kanserinin tedavisi var mi?

Elbette. Akciger kanserli hastalarda da hastanin durumuna göre çesitli tedavi sekilleri vardir. Ameliyat, radyoterapi (isin tedavisi), kemoterapi (ilaç tedavisi) destek tedavisi ve ismi burada verilmesine gerek olmayan diger tedavi yaklasimlari halen uygulanmaktadir.

Bu tedavilerle hastalik iyilesebiliyor mu?

Hangi hastalikta olursa olsun uygulanacak tedavinin %100 basarili olacagini önceden bilmek olasi degildir. Akciger kanserinde de bu tedaviler ile bazen tam sifa, bazen düzelme bazen ise sadece hastaligin ilerleyisini durdurmak mümkündür. Kuskusuz basarisiz kalinan olgular da söz konusudur. Hastanin, hastaligin ve uygulanan tedavinin türüne göre bu sonuçlar degisebilir.

Bu tedaviler gerçekten ise yariyor mu?

Bazi kanserlerde elimizdeki tedavi sekilleriyle kanseri tamamen yok etme sansi akciger kanserlerine göre çok daha yüksektir. Ancak, akciger kanserli olgularda da bu sans vardir. Hastanin bu sansini kullanmasi uygun olan tercihtir.

Akciger kanserli hasta eninde sonunda ölür mü?

Hastayi tedavi ederken amacimiz onu ölümsüz kilmak degildir. Buna kimsenin gücü yetmez. Ancak, hastaligi yok etmek, küçültmek, sinirlamak, sag kalimi uzatmak, hastanin yasam kalitesini artirmak gibi amaçlarimiz vardir. Bunlardan hangisine ne ölçüde ulasilirsa ulasilsin tedavi basarili olmus sayilmalidir. Su unutulmamalidir ki, sadece akciger kanserli hastalar için degil, ölüm hepimiz için kaçinilmazdir.

Yöremizde akciger kanserlerinin teshis ve tedavisi için gerekli imkanlar var mi?

Evet. Trabzon bu bakimdan Türkiye' de en iyi merkezlerden birisidir. Bu hastaligin teshis ve tedavisi gerekli her türlü donanim ve ekipman mevcuttur. Hastanemizde teshisten tedaviye her türlü hizmeti vermekte ve bu hastalarimizi hiç bir dis merkeze tasinmak zorunda birakmadan onlari tedavi etmekteyiz.

Akciger kanserli hasta ne kadar yasar?

Çok sik sorulan bu sorunun cevabi maalesef bizde yoktur. Insanlarin yasamalarina ve ölmelerine karar vermek hekimlere düsmez. Hekimler kendi yasamlarinin bile ne zaman ve nasil sonlanacagini bilemezler.

Ameliyat olmadan ilaçla tedavi olsam olmaz mi?

Bazi hastalarimiz kendilerine ameliyat önerdigimizde bu sekilde bir soru soruyorlar. Oysa biz her hastaya ameliyat olmasini tavsiye etmeyiz. Ancak, hastanin tedavisi için ameliyat gerekiyorsa, bunun yerini ilaç veya isin tedavisiyle doldurmak mümkün degildir. Ameliyat için uygun bulunan hasta mutlaka ameliyat olmalidir.

Hem ameliyat hem de ilaç tedavisi birlikte uygulanir mi?

Evet. Bazen ameliyat, radyoterapi ve/veya kemoterapi birlikte uygulanabilir. Bu es zamanli da olabilir. Birbirini takip edecek sekilde de olabilir.

Ilaçla tedavi süresi ne kadar olmali?

Kanser tedavisinde kullanilan ilaçlar belirli araliklarla tekrarlayacak sekilde (kürler halinde) verilir. Hastanin ve hastaligin tedaviye cevap vermesi durumuna göre kürlerin sayisi degismektedir.

Kanser tedavisinin yan etkileri nelerdir?

Yan etkiler kullanilan ilaca, ilaç veya isini uygulama teknigine, ilaç veya isinin dozuna, hastanin yasina ve organ fonksiyonlarina, birlikte kullanilan diger ilaç veya tedavilere bagli olarak degisir.

Kanser tedavisi saç dökülmesi, bulanti kusma yapar mi?

Bu sekildeki yan etkiler kanser tedavisi sirasinda sik görülmektedir. Ancak, bunlarin hepsi de tedavi tamamlandiktan sonra geri dönüslüdür. Bazi ek ilaçlarla bulanti önlenebilir. Ishaller, enfeksiyonlar, radyoterapi alaninda cilt yaniklari, yutma güçlügü, agizda yaralar ve akcigerlerde fibrozis olusabilir. Bu durumlarla karsilasmamak için gerekli önlemler alinmali ancak, buna ragmen olustugunda ise uygun sekilde tedavi edilmelidir.

Kanserle basa çikmak için bu tedaviler disinda nelere dikkat edilmeli?

Kanser teshisi çogu kez hastada bir psikolojik travmaya yol açmakta ve bunu bazen depresyon izlemektedir. Hastaligin adinin kanser olmasi her seyin bittigi anlami tasimaz. Kisinin olayi gerçek boyutlariyla tanimasi, hastaligini, tipini, agirligini ögrenmesi, kendisini bekleyen risklerden haberdar olmasi, planlanan tedavi biçimleri hakkinda ve en dogru karari vermek üzere bilgilenmesi gereklidir. Bu hekimiyle çok iyi bir iliski kurmasini gerektirir. Kanser tanisi aldi diye kendini sosyal sorumluluk ve çevresinden dislamamali, hastaligi elverdigince ugrasilarini sürdürmeli, ancak yeterli uyku, dengeli beslenme ve stresten uzak kalmaya özen göstermelidir. Hastada agri, öksürük gibi yasam kalitesini bozan yakinmalar varsa bunlara dönük tedaviler ihmal edilmemelidir. Tedavi sirasinda ve tedavi sonrasinda gerekli kontrollerini zamaninda yaptirmalidir.

Kanser agrisini nasil kesebiliriz?

Bazen akciger kanseri çevre dokulara veya uzak organlara yayilarak siddetli agrilar olusturabilir. Bu durum hastayi fazlasiyla rahatsiz eder ve bezdirir. Kanserle bas edilemese bile bu agrinin giderilmesi çok önemlidir. Ancak, agriyi gidermek için bazen dogrudan morfin vb ilaçlar baslanmaktadir. Gerçi bu ilaçlar kanser agrisinin tedavisinde kullanilirlar ve çok da etkin ilaçlardir. Ancak, bu ilaçlara bir süre sonra tolerans gelisir ve baslangiçtaki etki artik görülmez olabilir. Bu nedenle agri tedavisinde basamak basamak ilerlemeli, önce basit agri kesicilerle ise baslanmalidir. Gereginde doz artirilaraki kombinasyonlar uygulayarak zaman kazanilmalidir. Morfin vb ilaçlar ileri dönemler için rezerv tutulmalidir.

Kanser teshisi hastaya söylenmeli midir?

Hastaya asla ve hiçbir zaman yalan söylenmemelidir. Hastanin hastaligi hakkindaki sorularina dogru cevaplar verilmelidir. Ancak, bütün dogrulari hemen söylemek dogru olmayabilir. Yavas ve kademeli olarak bilgi aktarilmali, sorun açiklanirken çare ve tedavi biçimi birlikte anlatilmalidir. Hastanin yasamla bagi ve iyilesme umudu sarsilmamalidir. Kuskusuz,, bu bir üslup sorunudur. Hastasini önemseyen, acisini paylasan, ona zaman ayiran, sabirla dinleyen, onun sorununa çare arayan, umudunu artiran empatik bir hekim davranisi iyi bir tedavi kadar belki de akciger kanseri için bundan daha önemlidir


KAYNAKLAR
• Shields. T.W. fed.): Generai Thoracic Surgery. 3rd Ed. Philadelphia, Lea and Febiger, 1989
• Baue, AE, (ed.): Glenn's Thoracic and Cardiovasculer Surgery. 5th Ed. Eas! Norwich, Appleton and Lange, 1990
• Sabiston. D,C. (ed.): Surgery of the Chest. 4th Ed. Philadelphia, W.B. Saunders Co., 1983
Yazarı Dr. J Miller,

54
Dahiliye / Mide bulantısı
« : 21 Tem 2018 20:41 »
Mide bulantısı günümüzde insanların en sık karşılaştığı rahatsızlıkların başında gelmektedir. Bundan dolayı da insanlar mide bulantısı sebeplerini araştırma içerisine girmişlerdir. Bilinmesi gerekiyor ki mide bulantısı yaşamanın nedenleri için birçok şeyin sayılması mümkün olabilir. Öyle ki mide bulantısını hamile bayanlar haricinde genç ya da yaşlı fark etmeden birçok insanın çektiğini biliyoruz. Fakat mide bulantınızın altında maalesef ki bir sağlık problemi yatabilir ki bu durumun olasılığı da yüksektir. Bundan dolayı da yazımız içerisinde sizlere mide bulantısı hakkında bilgi vermek ve sizleri bu yazı ile çok daha bilgili hale getirmek istiyoruz. Eğer sizlere yardımcı olabilir ve gerekli konuda yeterli bilgi sahibi kişiler yapabilirsek kendimizle gurur duyacağız. Mide bulantısının kısa bir açıklamasını yapacak olursak; mide bulantıları genellikle insanlara kusma hissi veren bir tür his olarak bilinmelidir. Bundan dolayı da insanlar kusacakları zaman mide bulantısı yaşarlar. Kusmanın anlamını ise mide içerisinde bulunan yiyecek ya da içeceklerin karın bölgesinde bulunmakta olan kasların kasılması durumuyla aynı anda ağrılı bir halde ağız yoluyla dışarıya atılmasına deniyor.

Yani mide bulantısı kusma teriminin bir nevi kısa yolu olarak bilinmesinde yarar bulunacaktır. Bunun yanında birçok ilacın yan etkilerinde ise mide bulantısına sebep olabileceği yazmaktadır. Bir diğer durum ise mide bulantılarının birden fazla tıbbi müdahaleden dolayı oluşabilmesidir. Çok sık olmasa da mide bulantılarının çok ciddi sağlık sorunlarına hatta ve hatta ölümcül hastalıklara yol açabilme imkanı da bulunmaktadır. Mide bulantısı yaşamanın sebeplerinden birisi gastroenterit olmaktadır. Elbette ki mide bulantısının yanı sıra ishal olma, kusma durumu ve baş ağrısı da yaşanıyor olursa gastroenterit sorununun ortaya çıkması olarak görülebilir. Bir diğer sebebi ise hamilelikte mide bulantısı yaşamak olarak bilinmelidir. Bir bayansınız ve çocuk isteği üzerine gerekli konulara girdikten sonra mide bulantılarını zaman içerisinde yaşamaya başlayabilirsiniz. Çünkü hamile bir bayanın özellikle hamileliğin ilk 3 ayı boyunca sık sık mide bulantısı ve beraberinde kusma durumlarını yaşadığı görülmektedir. Mide bulantısının sebebi konusunda en bilindik ve kesin sebeplerinden bazılarını sizler ile paylaştık. Daha fazlası için ve geçmeyen mide bulantılarınız için ilgili doktorlara başvurmak en doğru seçenek olacaktır

55
Dahiliye / Deri Kanseri Çeşitleri
« : 21 Tem 2018 20:40 »

Deri kanseri için kontrol yaparken bakmamız gereken dört farklı lezyon çeşidi vardır.

Bazal Hücreli Kanser

Bazal hücreli kanser en sık karşılaşılan ama en az tehlikeli olan deri kanseri çeşitidir. Sıklıkla açık tenli insanların güneşe en çok maruz kalan vücut bölgelerinde ortaya çıkar. Bu kanser tipi çok nadir olarak vücudun diğer yerlerine yayılabilir. Uzun süre tedavi edilmezse, ülsere dönüşebilir veya derin dokulara zarar verebilir.

Aktinik Keratoz

Genellikle orta ve ileri yaşlarda ortaya çıkar. Özellikle yüz, boyun, kulaklar, el arkası ve kafa derisi gibi derinin uzun süre güneş ışığına maruz kalmış kısımlarında görülür. Güneşin UV ışınlarına uzun süre maruz kalan açık tenli kişilerde aktinik keratoz riski çok daha fazladır. Aktinik keratoz, kanser gelişiminden önceki basamak olarak kabul edilir ve % 10 veya %15 oranında skuamöz hücresi kansere dönüşme potansiyeli taşır, bu nedenle mutlaka tedavi edilmelidir.

Skuamüz Hücreli Kanser

Skuamöz hücreli kanser en çok görülen ikinci deri kanseridir. Özellikle yüz ve saç derisi gibi güneşe aşırı maruz kalan ciltlerde görülür. Çoğunlukla aktinik keranoz üzerinden gelişir ve bazal hücreli kansere benzerlik gösteririr. Buna rağmen, görülen lezyonlar genellikle daha kabarık ve kabukludur. Dudağa, kulağa, el ve ayak parmaklarına ya da immünsüprese hastalarda hızlıca yayılabilir. Lezyonu yok etmek için cerrahi müdahele gerekir.

Melanom

Melanom deri kanserleri arasında en az görülen tür olmasına rağmen en tehlikeli olandır, çünkü diğer organlara sıçrar. Daha erken yaşta da görünebilir. Haftalar ve aylar içinde süratle büyüyen koyu renk, düzensiz kenarları ve karışık renkleri olan lezyonlar şeklinde ortaya çıkar ve çok daha hızlı büyürler. Acil tedavi edilmesi gereklidir. Ayrıca siyah ve kahverengi olmayan pembe ve kırmızı nodüller şeklindedir.

Bu dört lezyon çeşidi dışında, daha az yaygın olan başka lezyon çeşitleri de bulunmaktadır.

56
Dahiliye / Kanser Nedir?
« : 21 Tem 2018 20:40 »

Kanser, kısaca vücut hücrelerinin anormal ve kontrolsüz olarak büyümesi ve çoğalması olarak tanımlanır. Sağlıklı vücut hücreleri bölünebilme yeteneğine sahiptir. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Normal vücut hücrelerinin büyüme ve bölünme kapasitesi sınırlıdır Ancak kanser hücreleri kontrolsüz bölünerek çoğalmaya başlar ve büyürler. Kanser hücreleri orjin aldıkları doku yada organın adı ile isimlendirilir. Örneğin; akciğer kanseri, meme kanseri, prostat kaseri gibi. Yaklaşık 100 ayrı çesit kanser bulunmaktadır. Kanser hücreleri zamanla kan ve / veya lenf damarlarına girip vücudun başka bölgelerine gidebilirler . Gittikleri yerde büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde yayılmasın metastaz adı verilir. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarına var olan kanser türüne göre farklı tedavi metotları uygulanır.

57
Dahiliye / Kanser Türleri
« : 21 Tem 2018 20:40 »

Akciğer Kanserleri
Bağırsak Kanseri
Beyin Tümörleri
Meme Kanseri ve Tedavisi
Mide Kanseri
Prostat Kanseri
Serviks ( Rahim Ağzı ) Kanser

58

Çocuklarda ve gençlerde kanseri erken fark edebilmek zordur. Çünkü kanser önce pek önemsenmeyecek bir şekilde belirebilir: Mor bir leke olarak, ateş yaparak, baş ağrısı yaparak. Buna rağmen böyle belirtilerde hiç gecikmeden çocuk doktoruna başvurulması tavsiye edilir.

Çocuklarda ve gençlerde ortaya çıkan bazı hastalık bulguları uzun süre kaybolmazlarsa, „kanser“ ihtimali ciddi olarak düşünülmelidir. Örneğin belirtiler normal bir üşütmeden daha uzun süre devam ediyorsa ve veya hastalık bulguları artıyorsa, durum dikkatle izlenmeli ve mutlaka bir çocuk doktoruna gidilmelidir.

Kötü huylu bir hastalık durumunda görülen genel belirtiler (semptomlar) bölgesel (lokal) hastalık belirtilerinden daha değişik bir durum arz ederler.

Genel hastalık belirtileri
Kansere hastalanan organizma bütün gücüyle, çoğalan kanserli hücrelerle boğuşup onları imha etmek ister. Bu mücadelenin bir neticesi olarak genel hastalık belirtileri ortaya çıkar. Çok enerji ve kuvvet gerektiren yoğun bir mücadele oluşmaktadır; bu yoğun mücadele hastayı gittikçe yorar ve bitkin hale getirir.

Genel hastalık belirtilerinden bazıları örneğin şunlardır:

Ateş
Solgunluk
Genel durgunluk, oyun oynamak istememek, konsantrasyon zayıflığı
Büyüme ve gelişme gecikmeleri
Kilo kaybı
Tabii ki her ateşli ve halsiz çocuk kanser değildir. Ama bu bulgular nedeni belirsiz bir şekilde uzun süre ısrar ederse, kanser ihtimali üzerinde de durulmalıdır.

Bölgesel hastalık belirtileri (lokal semptomlar)
Hastalanan organlardaki kanser hücreleri tekrar tekrar bölünür ve çoğalırlar: Bundan dolayı bulundukları yerde daha fazla yer kapladıklarından, o bölgede bir daralmaya neden olurlar. Bu daralmadan dolayı semptomlar ortaya çıkar. solid tümörler ilgili organın sağlıklı dokusunun içine doğru büyüyebilirler. Tümör bu durumda sağlıklı dokuyu sıkıştırıp itekler ve bulunduğu organın normal işlev görmesini etkiler veya işlevini tamamen önler..

Lokal semptomlar örneğin şunlardır:

Bölgesel şişkinlikler ve ağrılar (örneğin lenf bezi kanserlerinde lenf düğümlerinde şişkinlik, Wilms tümörü kanserinde karın çevresinin büyümesi, beyin tümörü*** halinde baş ağrıları)
Görme bozuklukları (örneğin Retinoblastomkanserinde)
Bilinç bozuklukları, felç, havale (örneğin belirli beyin tümörlerinde)
kemik iliğinde kanser durumunda kemik ağrıları (örneğin lösemi)
Bazı kanser hücreleri, organların fonksiyonlarını etkileyen maddeler üretebilirler. Bunlar organların çalışma sürecini bozabilir ve çeşitli hastalık belirtilerine neden olabilirler. Örneğin nöroblastom hastalığında kanser hücreleri katekolamin*** üretirler. Bu madde tansiyon dalgalanmalarına neden olabilir.
Öte yandan bazı kanser hücreleri tümör markeri belirteçleri) diye adlandırılan tipik maddeler üretirler ve bunları kan dolaşımına verirler. Bu tümör belirteçlerinin saptanması bir kanserin söz konusu olduğuna dair bir bilgi oluşturabilir. Bir hastalığın tedavi süreci, yani tedaviye alınan yanıt ve/veya prognoz, diğer bir deyişle tedavinin başarı beklentisi, böyle tümör markerleri aracılığıyla belirlenebilir. Burada söz konusu tümör markerleri örneğin hepatoblastom*** hastalıgında Alpha-1-Fetoprotein***, geminal hücre tümörü***nde Beta-HCG markeridir.
Bazı kanser hücreleri, organların fonksiyonlarını etkileyen maddeler üretebilirler. Bunlar organların çalışma sürecini bozabilir ve çeşitli hastalık belirtilerine neden olabilirler. Örneğin nöroblastom hastalığında kanser hücreleri katekolamin*** üretirler. Bu madde tansiyon dalgalanmalarına neden olabilir.

Öte yandan bazı kanser hücreleri tümör markeri (belirteçleri) diye adlandırılan tipik maddeler üretirler ve bunları kan dolaşımına verirler. Bu tümör belirteçlerinin saptanması bir kanserin söz konusu olduğuna dair bir bilgi oluştura-bilir. Bir hastalığın tedavi süreci, yani tedaviye alınan yanıt ve/veya prognoz, diğer bir deyişle tedavinin başarı beklentisi, böyle tümör markerleri aracılığıyla belirlenebilir. Burada söz konusu tümör markerleri örneğin hepatoblastom*** hastalıgında Alpha-1-Fetoprotein***, geminal hücre tümörü***nde Beta-HCG marke-ridir.

Kanser nasıl kanıtlanır?
Birçok kanser türleri bulunmaktadır. Hastalığın türüne ve sebep olduğu tipik hastalık belirtilerine göre tanı için değişik tetkikler gereklidir.

Önce hastanın anamnezi denilen hastalık öyküsünün detaylı bir şekilde alınması gerekir. Bunu aile hekiminin veya çocuk doktorunun fiziksel muayene***si izler. Bunun ardından çocuk ve gençlerde kanser hastalıkları alanında uzman hekimler muayenelerine başlarlar. Bu uzman hekimler örneğin çocuk onkologu, çocuk cerrahı, anastezist*** ve beyin ve sinir cerrahı*** olabilir.

Erişkinlerde olduğu gibi erken tanı için tarama tetkikleri yaptırmak , çocuk ve genç kanser hastalarında pek önemli bir rol oynamaz. Bunun sebebi, hastalığın genellikle çok çabuk ilerlemesidir.

59
Dahiliye / Prostat kanseri
« : 21 Tem 2018 20:39 »

'Prostat kanserinin tanısı, biyopsi yapılarak konuluyor. Kimi zaman hastanın şikayeti dahi olmadan, PSA (Prostat Spesifik Antijen) denen bir madde var kanda ve bunun yükselmesi, bizi uyarıyor. Acaba burada normalden farklı bir hücre yapısı var mı, diye. Bunun ardından biyopsi yapıyoruz. Ama her PSA yüksekliği, kanser hastalığı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla PSA’sı yüksek olan herkes kanser değil, zaten bu yüzden biyopsi yapıyoruz. 50 yaşını geçen herkes, senede bir kez PSA'sına baktırmalı, idrar yolları ultrasonu çektirmeli ve bu tahlillerle birlikte bir üroloğa gitmeli."

Erözenci, prostat kanserinin, dünyada erkeklerde bağırsak kanserinden sonra en çok görülen ikinci kanser türü olduğunu ancak tanı imkanlarının geçmiş yıllara göre arttığına da dikkati çekti.

PROSTAT KANSERİ ERKEN TEŞHİSLE TEDAVİ EDİLEN BİR HASTALIK

Erken teşhisin, tedavi ve iyileşme sürecinde belirleyici olduğunu anlatan Erözenci, sözlerini şöyle tamamladı:

"Tanı konulduktan sonra doğal olarak evreleme yapılıyor. Organı sınırlı yakalandığı takdirde prostat kanseri cerrahi yoldan kür dediğimiz yolla yüzde 100'e yakın iyileştirilebiliyor. Diğer evreler ilerledikçe de yan etkileri minimum olan tedavileri var. Kaliteli yaşam süresini uzatıyoruz, hastalığı kontrol altında tutuyoruz ama organı sınırlı yakalamak çok anlamlı çünkü sonucu kesin kür. Prostat kanseri, tedavisi bilinen, evreye bağlı olmaksızın kontrol altına alınabilen, yaşam kalitesi korunabilen bir kanser türü. İş, hasta adaylarına düşüyor burada, hastalara değil. Erkeklerin uyanık olup. 50 yaşından sonra üroloğa gitmeleri gerekiyor."

60
Dahiliye / Erkeklerde kanser belirtileri
« : 21 Tem 2018 20:39 »

Erkeklerde sık görülen ve belirtileri göz ardı edildiğinde tedavi süreci geciken kanser türlerinin dikkate alınması gereken belirtilerini Hisar Intercontinental Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Bekir Öztürk ile konuştuk.

1. Sık idrara çıkma: 50 yaşın üzerindeki erkeklerin birçoğunda görülen bu sıkıntıya beraberinde işeme problemleri eşlik ediyorsa bu büyük prostat bezinin göstergesi olabilir. Mutlaka herhangi bir probleminiz olmasa da 50 yaşından sonra prostat muayenenizi yaptırın. Erken dönemde teşhis edilen prostat kanserinden tedaviyle kurtulmak mümkündür.

2. Testislerde görülen değişiklikler: Testislerinizde herhangi bir şişlik ya da Ağrı hissederseniz hemen bir üroloji uzmanına başvurun. Tesis kanseri prostat kanserinin aksine çok hızlı ilerleyen bir kanser türüdür. Hekiminiz muayenenin yanı sıra kan testleri ve ultrason kontrolü isteyebilir.

3. Dışkıda kan: Hemoroid ya da idrar yolu enfeksiyonu gibi nedenlerden kaynaklanabileceği gibi; mesane, böbrek ya da kolon kanserinin ilk belirtileri arasında olabilir. Bu nedenle kanama söz konusu olduğu an mutlaka hekiminize gidin.

4. Cilt değişiklikleri: Cildinizdeki benlerde boyut, şekil ya da renk değişikliği fark ettiğinizde en kısa sürede hekiminize başvurun. Mevcut benlerinizde görülen değişiklikler ya da yeni oluşan lekeler cilt kanserinin habercisi olabilir.

5. Lenf nodlarında şişlikler: Solunum yolu enfeksiyonu gibi herhangi bir sağlık problemi yaşamadığınız halde boyun, koltukaltı ve diğer bölgelerinizde bulunan lenf bezlerinde şişlikler oluşuyorsa mutlaka hekiminize bilgi verin.

6. Yutma zorluğu: Bazı insanlar herhangi bir sorun olmasa da zaman zaman yutma zorluğu yaşayabilirler. Ancak bu probleme kilo kaybı ve kusma da eşlik ediyorsa hekiminize başvurun. Bu belirtiler boğaz ve mide kanseri belirtileri olabilir. Hekiminiz bu ihtimalleri elemek için sizden tetkikler isteyebilir.

7. Mide yanması: Yeme içme alışkanlıklarınızda bir değişiklik yapmadığınız, stres yaşamadığınız bir dönemde olduğunuz halde mide yanması-ekşimesi problemi yaşıyorsanız mutlaka hekiminize başvurun. Bu belirtiler mide ve boğaz kanserinin habercisi olabilir.

8. Ağızda görülen değişiklikler: Eğer sigara içiyorsanız veya tütün çiğniyorsanız ağız kanseri riski görülme ihtimaliniz yüksektir. Son dönemde ağız içi veya dudaklarınızda beyaz veya kırmızı lekeler oluşmaya başladıysa mutlaka diş hekiminize başvurun.

9. Nedensiz kilo kaybı: Diyet ve egzersiz alışkanlıklarınız değişmediği halde kontrol edemediğiniz şekilde kilo kaybı yaşamaya başladıysanız bu tiroid problemlerinin yanı sıra; pankreas, mide, ya da akciğer kanserinin belirtilerinden buru olabilir. Bu durumda mutlaka hekiminize başvurun.

10. Ateş: Vücudun enfeksiyonla mücadelesi anlamına gelen ateş; herhangi bir hastalıktan kaynaklanmıyorsa lösemi ya da lenfomanın habercisi olabilir. Bu nedenle 3 günden fazla süren ve nedeni bilinmeyen ateşiniz varsa mutlaka hekiminize başvurun.

11. Memede görülen değişiklikler: Meme kanserlerinin %1’inin erkeklerde görüldüğünü ve erkeklerin de meme kanseri olabileceğini unutmayın. Bu nedenle memenizde görülen kitleleri görmezden gelmeyin. Elinize gelen kitle söz konusu olduğunda mutlaka hekiminize başvurun ve gerekli muayenenizi yaptırın.

12. Nedeni bilinmeyen ağrı ve yorgunluk: Birçok kanser türünün belirtilerinden biri de ne kadar dinlenirseniz dinlenin geçmeyen yorgunluk ve ağrıdır. Ağrı ve yorgunluk günlük yaşamınızı etkileyen bir hale geldiyse mutlaka hekiminize başvurun.

13. Öksürük: Herhangi bir hastalığınız olmadığı halde 3 haftadan fazla süren ve geçmeyen, inatçı bir öksürüğünüz varsa mutlaka hekiminize başvurun. Gerekli test ve kontrollerinizi yaptırın. Bu öksürüğe nefes darlığı ve öksürükle gelen kan da eşlik ediyorsa akciğer kanserinin habercisi olabilir.

Sayfa: 1 2 3 [4] 5 6 ... 11